Temmuz Konuşmaları #3 ÖZLEM GÜZELHARCAN
- Kafekültür Yayıncılık
- 15 Tem
- 5 dakikada okunur

Temmuz Konuşmaları dizisinin yeni konuğu, şair, öykü yazarı ve öğretmen Özlem Güzelharcan. İlk romanlarını çocuk yaşta okuyan, şiirle yazıya başlayan, kentleri hafızanın mekânı olarak gören Güzelharcan; edebiyat, yolculuk, büyülü gerçekçilik, hız çağında yazarlık ve kendi sesini koruma üzerine içten, düşünsel ve kişisel bir söyleşi gerçekleştiriyor.
15 Temmuz 1983'te başlayan yolculuğunun üzerinden kırk üç yıl geçti. Bugün geriye baktığında, hayatını belirleyen dönüm noktalarını kronolojik değil, ruhsal olarak sıralasan hangi beş anı seçerdin?
Üniversite okumak için İstanbul’a gelmem, Çalıkuşu ve Polyanna’yı okuduğum yaz (12 yaş, okuduğum ilk Türk ve ilk yabancı romanlar), ilk interrail seyahatim, ilk kitabım Naylon Sözler’in yayımlandığı zaman ve şu an içinde bulunduğum zaman derim.
Temmuz ayında doğmuş olmak senin için yalnızca takvimsel bir bilgi mi, yoksa karakterine, yazma biçimine ya da dünyayı algılayışına sızmış görünmez bir iklim mi?
Temmuz ayında doğmak demek yengeç burcu olmak demek ve ben yengeç burcunun tüm olumlu ve gölge yanlarını gururla taşıyorum. Elbette bu durum yazma biçimime yansıyor. Öykülerimi okuyanlar bunu rahatlıkla görebilirler.
İlk kitabın Naylon Sözler şiirdi. Oradaki şiirlerde dünyanın acısı kadar yolculuğun ve edebiyatın izleri de hissediliyor. Şiir senin için yazının başlangıç dili miydi, yoksa bugün hâlâ geri dönmek istediğin asli yurt mu?
Naylon Sözler’de de yazdığım gibi; şiir edebiyatın efendisidir. Şiir bugün bile en kolay, en rahat şekilde yazdığım, içimden en filtresiz şekilde çıkan bir tür ve hâlâ şiir yazmaya devam ediyorum.
"Şiir edebiyatın efendisidir."
Kırkikindi Yağmurları'ndaki "6.45" öyküsü, daha ilk sayfalarda doğumu bir vapur yolculuğuna dönüştürüyor; sanki hayat, karadan değil sudan başlıyor. Sence insanın doğduğu yer mi kaderidir, yoksa doğduğu hikâye mi?
Su benim için duyguların, dönüşümün ve devinimin sembolü. Bir vapur yolculuğunda nereye varacağınızı bilirsiniz ama yol boyunca sizi nelerin beklediğini ve nelerin sizi değiştireceğini tam olarak bilemezsiniz. Hayat da bana hep böyle gelmiştir. Dolayısıyla kader dediğimiz şey belki de doğduğumuz yerden çok, doğduğumuz hikâyenin içinde bize biçilen ilk cümledir. Geri kalan ömrümüzdeyse sanırım o cümlenin yanına başka başka cümleleri eklemeyi öğreniyoruz.

Yazılarında şehirler yalnızca dekor değil; Venedik, İstanbul, Atina ya da küçük kasabalar hafızanın taşıyıcısı haline geliyor. Bir kenti senin için edebî mekâna dönüştüren şey nedir?
Ruhu, kadim tarihi ve kendine özgü karakteri, enerjisi olan kentlere bayılıyorum. O kentin yaşanmışlıkları kadar orada yaşamış olan edebiyatçılar, şehirde yazılmış kitaplar, kenti anlatan kitaplar da beni cezbediyor. Ama bir yandan da biliyorum ki; nereye gitsen sensin, gördüklerin hep kendin / kavafis haklıydı, evet / şehirler hep ardından gelir
Piyano Tarlası'ndaki öykülerde okur, gerçekle olağanüstü arasında sürekli gidip geliyor. Gündelik hayatı hafifçe eğdiğinde ortaya çıkan bu atmosferi kurarken en çok hangi yazarlardan ya da hangi sanatlardan beslendin?
Ben okurken de yazarken de türlerden çok atmosferlerin peşinden gidiyorum. Gerçekliğin hafifçe çatladığı, okurun "Acaba gerçekten oldu mu?" diye düşündüğü metinler beni her zaman cezbetti. Öykülerimin buram buram büyülü gerçekçilik koktuğunu düşünmek istiyorum. Borges, Marquez, Orhan Pamuk, Etgar Keret, Kafka, Poe, Tanpınar, Shakespeare gibi yazarları çok seviyor olmam elbette ki tesadüf değil bu bağlamda. Ama ilhamım yalnızca edebiyattan gelmiyor. Sinema, müzik ve resim de yazarken zihnimde sürekli dolaşıyor. Bazen tek bir fotoğraf, bir müze gezisi, bazen bir piyano ezgisi ya da sisli bir sokak görüntüsü bütün bir öykünün çıkış noktası olabiliyor.
"Bugün yazarı en çok tehdit eden şey hız."
Kafka'yı Yakmak adının kendisi bile güçlü bir edebî provokasyon. Sence bugün yazarı gerçekten tehdit eden şey sansür mü, unutulmak mı, hız mı, yoksa kendi sesini kaybetmek mi?
Eski ben bu soruya sansür cevabını verirdi. Bugün, 43 yaşında, 4. kitabını yeni yayımlamış Özlem ise “hız” diyor. Çünkü hız yalnızca metinleri değil, okuma biçimimizi de dönüştürüyor. Bir kitabın okurla uzun süre kalmasına, zihinde yankılanmasına fırsat vermeden yenisini tüketmeye alışıyoruz. Ve bir yazar için kendi sesini kaybetmek elbette ki çok tehlikeli. Başkalarının beklentilerine, algoritmalara, trendlere ya da satış kaygısına göre yazmaya başladığınız anda metin ruhunu yitirebiliyor. Unutulmak da elbette her yazarın aklının bir köşesindedir fakat unutulmak zamanın vereceği bir kararken kendi sesini kaybetmek yazarın vereceği bir karara dönüşüyor. Ben ikincisini daha büyük bir tehlike olarak görüyorum çünkü kendi sesini koruyabilen bir metin, er ya da geç, mutlaka bir okurunu buluyor.
Yazılarında sık sık yolculukla hafıza yan yana duruyor. Seyahat etmek senin için yeni yerler görmekten çok kendini yeniden okumak anlamına mı geliyor?
Seyahat etmek kendimi bildim bileli benle olan bir şey. Çocukken atlasları karıştırıp zihnimde hayali yolculuklar yapardım. Büyüyünce uzun uzak coğrafyaları dolaştım. İkisinin de tadı ayrıydı. Seyahati bazen bir kaçış olarak kullandım, bazen de kendimi yenilemek ve ilham almak için.
Kentler, hafıza ve yolculuk onun edebiyatının temel eksenini oluşturuyor.
Kahramanların çoğu zaman büyük olayların değil, küçük kırılmaların insanları. Edebiyatta seni yüksek sesli dramdan çok sessiz çatlaklara çeken şey nedir?
Çünkü hayatta büyük değişimler genelde yüksek sesle gelmiyor. İnsan bazen bir ölümle değil, söylenmeyen bir cümleyle; büyük bir felaketle değil, sıradan bir öğleden sonrayla değişiyor. Kaçımız hayatlarımızı dramatik zirveler arasında yaşıyoruz ki? Sessiz çatlaklar bana daha sahici geliyor.
Bugüne kadar yayımladığın dört kitap geriye dönüp birlikte okunduğunda sence hangi ortak cümleyi kuruyor? Bu kitapları birbirine bağlayan görünmeyen eksen nedir?
İnsanları birbirine bağlayan eksen yaşam denen bu garip şeyi becermeye çalışmamız olabilir; topallasak da, koşsak da, rahatça yürüsek veya düşsek de hepimiz bu yolda ilerlemeye uğraşıyoruz. “İnsan, kendinden kaçmaya çalışırken aslında hep kendine doğru yürür." Böyle bir ortak cümlesi olabilir kitaplarımın.
Öğretmenlik ile yazarlık birbirini besleyen iki alan mı? Sınıfta karşılaştığın insanlar yazdığın karakterlere görünmeden sızıyor mu?
İşim gereği çok fazla insan tanıdım ve çok fazla insanla iletişim halindeyim, dolayısıyla gözlem yapma fırsatım çok oluyor. Elbette eğitim camiasında yaşadıklarım edebiyat kariyerime sızıyordur ama doğrudan bağlantısı var diyemem. Benim asıl ilham kaynaklarım sanat, doğa, rüyalarım, hissettiklerim, gözlemlerim diyebilirim.
Geçmişteki Özlem Güzelharcan'a tek bir cümle söyleme imkânın olsaydı ne söylerdin? Gelecekteki Özlem Güzelharcan'ın sana bugün söylemesini istediğin cümle ne olurdu?
Geçmişteki bana “Daha cesur ol!” derdim. Gelecekteki ben bana “Kendi sesini asla kaybetme.” Demiş olabilir.
Günümüz edebiyatında seni umutlandıran gelişmeler neler? Buna karşılık seni en fazla endişelendiren eğilim hangisi?
Farklı türde kitapların yayımlanması, dünya edebiyatından seçkilerin hızlıca çevrilip raflarda yer almasından keyif alıyorum. Edebiyat ödülleri, kitap kulüpleri, ünlü isimlerin sosyal medyada kitap tavsiyeleri vermeleri hoşuma gidiyor. Farklı kuşaklardan, farklı coğrafyalardan, farklı deneyimlerden yazarlar ve okurlar birbirlerine ulaşabiliyor. Edebiyatın sınırlarının genişlemesi harika bir şey. Beni endişelendiren şeyse hız kültürü. Kitapların okunmadan tüketildiği, konuşulmadan unutulduğu, bazen kapağının metninden daha çok konuşulduğu ve/ya yazarının daha kitabı okunmadan politik olarak yargılandığı bir dönemdeyiz ve bu hoşuma gitmiyor. Bir de gençlerin öykü ve şiir türlerini fazla okumuyor olmasına üzülüyorum.

Bundan sonraki yazı yolculuğunda seni hangi tür, hangi tema ya da hangi anlatım biçimi çağırıyor? Henüz yazmadığın ama uzun zamandır içinde dolaşan kitabın ipucunu verebilir misin?
Bir roman yazmak istiyorum ama henüz bu konuda net bir fikrim, planım yok. Seyahat yazılarımı bir kitapta toplamak gibi bir hedefim de var. Şiirlerim de bir yandan bana göz kırpıyor, gün yüzüne çıkmak istiyorlar.
Son soru doğum gününe yakışsın. Yazı, güneş ve yaz mevsimini tek bir imge içinde buluşturmanı istesek, okurlarına nasıl bir cümle bırakırdın? Güneş senin için aydınlık mı, hatıra mı, yol mu, yoksa henüz yazılmamış bir sayfa mı?
Güneş bu aralar fazla parlak. Sıcaklarla aram iyi değil. Yine de kendisi ilham kaynağı ve yaratıcılık dolu. Sonuçta dünya onun sayesinde her sabah yeniden başlama cesareti gösteriyor. O zaman ben de okurlarıma şöyle bir laf salatası bırakayım: “Yaratıcılık, dünyayı değiştirmekten önce, ona her gün ilk kez görüyormuş gibi bakabilme yeteneğidir."
#TemmuzKonuşmaları #TemmuzKonuşmaları1 #ÖzlemGüzelharcan #NaylonSözler #KırkikindiYağmurları #PiyanoTarlası #KafkayıYakmak #Şiir #Öykü #Edebiyat #TürkEdebiyatı #Yazar #Söyleşi #Kitap #Okuma #Yazmak #BüyülüGerçekçilik #Yolculuk #Hafıza #İstanbul #Venedik #Atina #Sanat #Roman #Öğretmen #KitapKulübü #EdebiyatSöyleşisi #Kafekültür #DoğumGünü #Temmuz




Yorumlar