top of page

“su, benden yakındı, bana”


“Birçok Pembe”, sesin, rengin ve zamanın katman katman çözülüp yeniden örüldüğü bir şiir evreni kuruyor. Bu evrende şiir, bir çağrı gibi duyulurken aynı anda içsel bir titreşimin yankısına dönüşüyor; yas, bireysel bir acı olmaktan çıkıp varoluşun sürekliliğine eklemleniyor; zaman ise doğrusal akışını kaybederek kırılıyor, çoğalıyor ve bilinç içinde yeniden biçimleniyor. Ufuk Acuner’in poetikası, doğa ile benlik arasındaki sınırları geçirgen kılarken, dili bir sığınma hattı ve aynı zamanda içerden kurulan bir direnç alanı olarak konumlandırıyor. Bu söyleşi, şairin imgelerle ördüğü bu çok katmanlı yapıyı açımlarken, okuru şiirin iç sesine, ritmine ve kırılgan estetiğine doğrudan temas eden bir düşünme alanına davet ediyor.


epeydir / bir / sevdiğim / yok. / beni / çağıran / gongları. / Björk’ün / gongları.” dizelerinizde şiir, bir çağrı ve ses alanı olarak beliriyor. Sizin için şiir, dışarıdan gelen bir “gong” mu, yoksa içeride zaten titreşmekte olan bir sesin yankısı mı?


Şiir benim için dışarıdan gelen bir çağrıdan çok, içeride çoktan başlamış bir titreşimin fark edilme anıdır. O “gong”, aslında dış dünyaya ait bir ses gibi görünse de, içimde çok daha önce yankılanmaya başlamış bir boşluğun, bir eksikliğin duyulur hâle gelmesidir. Yani şiir, dışsal bir çağrıdan ziyade, içsel bir rezonansın yüzeye çıkışıdır. Bu yüzden o sesi tanırım; çünkü zaten içimdedir. Sadece bir anda, bir imge ya da bir ses aracılığıyla kendini hatırlatır.

Björk’ün gongları da bu yüzden önemlidir: onlar yalnızca müzikal bir unsur değil, bilinçte açılan bir kapıdır. Şiir o kapının eşiğinde durur. Ne tamamen içeriye aittir ne de dışarıya. Bir geçiş alanıdır. Şiirin doğduğu yer de tam burasıdır: iç ile dışın, duyum ile hatıranın kesiştiği eşikte.


saatin, durmadan dönüyor-du” ve “neden, zaman boyutları / ve saatlerin / ibreleri / ileriye / atıyordu?” sorularıyla zamanı parçalı ve hızlanmış bir bilinç halinde kuruyorsunuz. Şiir sizin için zamanı durdurma çabası mı, yoksa zamanın hızına eşlik etme biçimi mi?


Zaman şiirde doğrusal bir akış değildir. Parçalanır, geri döner, hızlanır ve bazen de askıya alınır. Benim şiirimde zaman çoğu zaman kırık bir saat gibi çalışır; ibreler ilerler ama anlam sabit kalmaz. Bu nedenle şiir, zamanı durdurmaya çalışmaz. Daha çok zamanın hızına farklı bir bilinçle eşlik eder.

Şiir yazarken zamanın dışında değilim; aksine zamanın içindeki çatlakları görünür kılıyorum. O hız, o parçalanma hâli şiirin malzemesidir. Dolayısıyla şiir, zamanı kontrol eden bir araç değil; zamanın bilinçte yarattığı deformasyonun estetik ifadesidir. Zaman akar ama şiir o akışın içindeki kırılma anlarını sabitler.



hep, yaslar / yaşadın sen” ve “bu aşk yas’ı / uzun sürdü, / yılları aldı” ifadelerinde yas, yalnızca bir duygu değil, neredeyse ontolojik bir durum gibi. Poetikanızda yas, yaratıcı bir enerji midir?


Yas, benim şiirimde bir duygu olmaktan çok bir varoluş hâlidir. Süreklidir, kesintisizdir ve çoğu zaman adı konulamaz. Bu yüzden evet, yas aynı zamanda yaratıcı bir enerjidir. Çünkü insanı yüzeye değil, derine iter. Orada dil değişir, imgeler yoğunlaşır, anlam katmanlaşır.

Yas, şiirin içindeki en saf gerilimdir. Aşkın kaybı, zamanın geçişi, benliğin çözülmesi… bunların hepsi yasın farklı yüzleridir. Ama bu yıkıcı bir enerji değildir sadece; aynı zamanda kurucudur. Şiir, o yasın içinden geçerek kendini yeniden kurar.


şiir/bej -lerini / yazadurup / sığındığın, / bir sürgüne, / münzevi” dizelerinde şiiri bir sığınak ve sürgün mekânı olarak tanımlıyorsunuz. Şiir, sizin için toplumsal hayattan geri çekilme alanı mı, yoksa içeriden kurulan başka bir direniş biçimi mi?


Şiir hem sığınaktır hem de direniştir. Ama bu ikisi birbirine karşıt değil, tamamlayıcıdır. Şiire sığınmak, dünyadan kaçmak değil; dünyayı başka bir yerden yeniden kurmaktır. Bu anlamda şiir, içsel bir sürgün alanıdır ama aynı zamanda o sürgünün içinden kurulan bir dirençtir.

Toplumsal gerçeklikten tamamen kopmam; fakat onu doğrudan temsil etmek yerine, içsel bir filtreden geçiririm. Şiir bu filtrenin kendisidir. Dolayısıyla şiir, dış dünyanın baskısına karşı içerde kurulan bir özgürlük alanıdır.


bir senfoni, gong vuruşları, / dinlerken, hisli, / o gizil ses, gizil su / anlıyor, / biliyordu..” derken şiiri müziksel bir kompozisyon gibi kuruyorsunuz. Şiir saatiniz müzikal mi işler? Ritmi önceleyen bir yazım bilinci mi var?


Evet, şiir benim için öncelikle bir ritim meselesidir. Sözcükler anlamdan önce ses olarak gelir. Bir dizenin doğru olup olmadığını çoğu zaman kulağım söyler, zihnim değil. Bu yüzden şiirimde müziksel yapı belirleyicidir.

“Gong vuruşları” ya da “senfoni” gibi imgeler de buradan gelir. Şiir bir kompozisyondur; içinde tekrarlar, duraklar, yükselmeler vardır. Bu yapı bilinçli bir tercih olmaktan çok, yazma sürecinin doğal sonucudur. Şiir yazarken aslında dinlerim.


ben, şimdi / o kraliçe, / rüzgârın / kraliçesi.” ve “yeni imgeler, / içsel teoriler, / yeni bir sen gibi / davranmak…” dizelerinde benlik dönüşen, çoğalan bir yapı. Poetikanızda özne sabit midir, yoksa her şiirde yeniden mi kurulur?


Hayır, özne hiçbir zaman sabit değildir. Her şiirde yeniden kurulur, çoğalır, bazen tamamen çözülür. “Rüzgârın kraliçesi” dediğim figür bile sabit bir benlik değil, dönüşen bir bilinç hâlidir.

Şiir, benliği sabitleyen değil, onu çoğaltan bir alandır. Bu yüzden her şiirde başka bir “ben” konuşur. Bu çoğulluk, şiirin doğasına içkindir. Sabit bir özne, şiiri daraltır; oysa şiir genişlemek ister.


su, benden yakındı, bana” ve “öyle yalnızlıktaydın ki, / su’ydu, konuşan” dizelerinde doğa unsurları bilinç kazanıyor. Şiirinizde doğa bir metafor mu, yoksa bilinçle eşdeğer bir varlık alanı mı?


Doğa benim şiirimde yalnızca bir metafor değildir. Kimi zaman insanla eşdeğer bir bilinç alanı olarak belirir. Su konuşur, rüzgâr düşünür, ağaç hatırlar. Bu, romantik bir doğa algısı değil; daha çok varlıklar arası bir geçirgenlik fikridir.

“Su, benden yakındı bana” derken kastettiğim tam da budur: doğa, dışsal bir nesne değil, içsel bir uzantıdır. Şiir bu sınırı kaldırır. İnsan ve doğa arasındaki ayrımı siler. Böylece şiir, yalnızca bir anlatım değil, bir varoluş biçimine dönüşür.



Birçok Pembe
TRY 250.00
Satın Al




 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page