Yolun Devamı'ndan...
- Kafekültür Yayıncılık
- 3 gün önce
- 3 dakikada okunur

Emine Ebru iki sene önce yayımladığı Yolculuk romanında biz okurlarına kapıyı da anahtarı da henüz vermemişti, rahatsız olmadık çünkü bunu bilmiyorduk bile. Bu ay yayımlanan Yolun Devamı romanı, yazarın aslında çok dikkat edilmesi gereken “ironik” tanımlamalarına göre hem yazarın kendi edebiyat kariyerinde önemli bir ayraç hem de Türk edebiyatında ironi çağının çoktan başladığının işaret fişeğini ateşliyor. Bir kuple...
Hayal Gerçekliktir
Fethiye Devlet Hastanesinde poliklinik mesaisi başlamak üzereydi ve sıradan bir gündü. Koridorda randevu saati yaklaşmakta olan tek tük hastalar ve refakatçileri bekleşmekteydi. Uzman psikiyatrist hekim Dr. Pelinsu Akgündüz kat görevlileriyle selamlaşarak odasına doğru yürüdü. Bir elinde kantinden almış olduğu karton bardak çay vardı. Bankodaki kıza sordu:
-Günaydın, bekleyen var mı?
-Günaydın hocam, evet saat 9 randevusu bekliyor, şurada oturan teyze.
-Teşekkürler görüşürüz.
-Görüşürüz Pelinsu hocam.
Saat 9’a 5 vardı. Sandalyede oturan teyzeyi başıyla hafifçe selamlayarak:
-Şimdi çağıracağım sizi, az bekleyin lütfen, dedi.
60’lı yaşların ortalarında görünen bakımlı, süslü, uzun boylu ve endamlı teyze, elindeki çiçekli yelpaze ile boynunu yellemeyi sürdürürken hırıltılı ve öfkeli bir tonda kendi kendine anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı.
Ortam ısısının 21 derecede sabit tutulduğunu bildiği için bu yelpaze işine şaşıran Dr. Pelinsu Akgündüz odasına girip kapıyı kapattı, masasının başına geçti, çayından bir yudum daha alırken, bilgisayarını açtı. Kabul edeceği hastanın dosyasına önceden kısa bir göz atmak, âdetiydi. Online sağlık sistemine giriş yaptı ve hastanın geçmişi ile ilgili sayfalara ulaştı. Tipik bir şizofreni vakasıydı. Düzenli olarak ilaç kullanıyor ve tedavisi 3 yıldır devam ediyordu. Hasta, İstanbul’dan Fethiye’ye yeni taşınmıştı. Şimdilik bu kadarı yeterliydi. Oturduğu yerden seslenmek yerine kalkıp kapıya kadar gitti, kapı aralığından huzur dolu bir gülümseme ile:
-Buyurun Şehsuvar Hanım, dedi.

Şehsuvar hanım dimdik ayağa kalktı ve sert adımlarla odaya girdi. Dr. Pelinsu ona oturacağı yeri işaret etti. Şehsuvar hanım oturmadı, ayakta durdu, odanın dört bir yanına göz gezdirdi, tavan da dahil. Doktorun gösterdiği sandalyeye değil daha uzaktaki koltuğa oturdu. Nihayet oturduğu için Dr. Pelinsu sordu:
-Evet, nedir şikâyetiniz?
-Sesinizin tonuna dikkat ediniz hanımefendi.
Dr. Pelinsu içinden “hadi bakalım çattık yine” dese de hiç istifini bozmadan yine huzur dolu bir sesle devam etti:
-Anlayamadım Şehsuvar Hanım?
-Öyle, “kapıcının karısına sorar gibi” soramazsınız bana.
-Şehsuvar hanım, kapıcının karısı ya da İngiltere kraliçesi arasında bir fark yok benim için. Herkese aynı şekilde soruyorum ben.
-Ben cumhuriyet kadınıyım, o dediklerinizden değilim, beni anlayabiliyor musunuz?
-Evet, artık konuya gelelim mi? Neyiniz var?
-Eeeh, yeter artık bu kadarı da fazla, diyerek ayağa fırladı Şehsuvar hanım. Normalden daha ağır görünen deri çantasını savurarak kendi etrafında dönmeye başladı. Savurduğu çanta bilgisayarın monitörünü teğet geçince Dr. Pelinsu da ayağa fırladı. Kadının başka bir şeylere zarar vermesini engellemek gerekiyordu. Ama bunu nasıl yapabileceğini henüz bilemiyordu. Çanta dolap rafındaki bazı ufak alet edevatı yerlere fırlattı. Masadaki kâğıtları uçurdu. Duvara monteli güvenlik kamerasını yamulttu. Nefes nefese kalmış olan Şehsuvar Hanım durdu ve neşeyle Dr. Pelinsu’ya bakarak:
-Ay pardon kırıldı her şey, dedi. Sonra Pelinsu’nun ilk gösterdiği yakın sandalyeye nazikçe yerleşti, konuşmasına devam etti:
-Seni de üzdüm kızım, gel otur hadi.
Ayakta şaşakalan Pelinsu, derin bir nefes aldı ve oturdu. Bu vakanın şizofreniden çok daha fazlası olduğunu düşünerek:
-Oturalım hadi, bütün bunları neden yaptınız?
-Hak ettin çünkü. Anlatacağım kızım, sorunlarımı anlatacağım. Aaah ah.
Şehsuvar hanım uzanıp çantasını Dr. Pelinsu’nun masasının üzerine bıraktı. Hem de tam Pelinsu’nun cep telefonunun üzerine. Bu sefer de Pelinsu “eeh yeter be” diye ayağa fırlayacaktı ki, kadının elinde tuttuğu küçük not defterini kendisine gösterdiğini fark etti. El yazısıyla düzgün biçimde yazılmış cümleyi okudu.
Doktorluğa devam et, konuşmayı sürdürelim.
Pelinsu kalakaldı. Şehsuvar konuşmayı sürdürdü, gelininden bahsediyor, oğlunun nasıl böyle bir hata yaptığını anlamadığını söylüyor, geri kafalı yobaz bir gelinin ailesine yakışmadığından yakınıyordu. Not defterinin ikinci sayfasını gösterdi.
Ben, milli istihbarattan Binbaşı Hayriye Eliuzun.
Gelin hikâyesi yerini torunların kuran kursuna gönderildiği hikâyesine bıraktı. Not defterinin üçüncü sayfasına geçildi.
İç işleri bakanının özel emriyle buradayım.
.....
#Roman #YeniRoman #Edebiyat #Kitap #KitapÖnerisi #YazarSöyleşisi #YapayZeka #BilimKurgu #MetaKurgu #İroni #AbsürtEdebiyat #PsikolojikGerilim #PolisiyeRoman #Distopya #TürkRomanı #ÇağdaşEdebiyat #Kurmaca #RomanSerisi #KitapTutkusu #OkumaÖnerisi #EdebiyatDünyası #YazarHayatı #KitapSöyleşi




Yorumlar