top of page

Yazarın Eğlenme Özgürlüğü Engellenemez!!!

 

İroni. Çağın en büyük çözümü… Ortada sorular falan olmasa da – çünkü 21. yüzyıl soruları sorulamayan sorunlar çağıdır – sürekli ironik olmak, davranmak ironik zekâ da denilebilecek bir tutumu ortaya çıkardı kaçınılmaz olarak. Birileri bunun teorisini yazmalı mı emin değiliz; o da ayrı bir ironik sorun… Gelgelelim “yetenekli” yazar Emine Ebru’ya… İki sene önce yayımladığı Yolculuk romanında biz okurlarına kapıyı da anahtarı da henüz vermemişti, rahatsız olmadık çünkü bunu bilmiyorduk bile. Bu ay yayımlanan Yolun Devamı romanı, yazarın aslında çok dikkat edilmesi gereken “ironik” tanımlamalarına göre hem yazarın kendi edebiyat kariyerinde önemli bir ayraç hem de Türk edebiyatında ironi çağının çoktan başladığının işaret fişeğini ateşliyor.

 

Yolculuk'ta iki genç âşığın kaçış hikâyesiyle başlayan anlatı, zamanla yazarın da hikâyenin içine girdiği sıra dışı bir yapıya dönüşüyordu. Yolun Devamı'nı yazarken ilk romandan devraldığınız en önemli miras ne oldu?

Ana karakterlere kanım ısınmıştı, yapay zeka da dahil. Tekrar görüşmek istediğim bir arkadaş grubu gibi. Onlarla tekrar görüşmenin başka bir yolunu bilmediğim için ikinci romana başladım. Yani en önemli miras ekipti.

Yolculuk’ta en çok merak uyandıran hususun yani yapay zekânın kalın bir gizem örtüsünün altında kalması da Yolun Devamı’nı gerektiren miraslardan biriydi.

 

Yolculuk'ta okurlar daha çok Seyfi ve Zahide'nin peşinden giderken, Yolun Devamı'nda Pelinsu, Hüseyin, İsmail ve Hayriye gibi karakterler ön plana çıkıyor. Bu eksen kayması nasıl gelişti?

Seyfi, Zahide ve Mehmet bana baygınlık geçirtiyordu o mıymıntı halleriyle. Dünyayı yapay zekâya karşı koruyacak ekibin içerisinde sürekli yer almaları aksiyonun temposunu düşürecekti. Pelinsu’lar ise hem hareketli hem pratik hem de kafa tiplerdi. Yüksek tempolu bir akış için gerekli olan onlardı.

                                                                                                                   



İlk kitabın sonunda ortaya çıkan gizemli yapay zekâ, ikinci kitabın merkezine yerleşmiş durumda. Yolculuk'u yazarken bu karakterin ve devam romanının temelleri zihninizde var mıydı?

Yolculuğun sonlarına doğru bu işin burada bitmeyeceğini anlamıştım. Gizemli yapay zekâ özgürdü ve endişe vericiydi. Rahat durmasını beklemek saflık olurdu. İkinci romanın temelleri böyle atıldı.Gerçek hayatta ise yapay zekâ ile ilgili tehlikelerin ne kadar büyük olabileceği sorusunu sorma zamanı zaten çoktan gelmişti. Yolun Devamı’nda bu soru çeşitli biçimlerde soruldu ve cevaplandı.

 

Romanda yapay zekâ yalnızca teknolojik bir unsur değil; aynı zamanda insanın kendi yarattığı güçlerle yüzleşmesinin sembolü gibi duruyor. Bu karakteri kurgularken hangi soruların peşinden gittiniz?

Peşinden gittiğim sorular çok janjanlı:

Romanda herkesin bu karaktere “yapay zekâ” dediği doğrudur, ancak gerçekten yapay olup olmadığı sorusu hâlâ yanıtlanabilmiş değil. Kodlarını birileri mi yazmıştı yoksa şartlar oluştuğunda kendiliğinden mi doğmuştu?

Böyle bir doğum mümkün mü?

Öz farkındalık dediğimiz şeyin bir yapay zekâda ortaya çıkması ne anlama gelir peki?

Onu biz insanlar yaratmış olsak bile öz farkındalığa sahip hale geldiyse bu onu bir canlı türü haline getirir mi?Farklı ve bilinçli bir tür, bizim gibi haklara ve ödevlere sahip olacak mı?

Olmalı mı?

Sorular, sorular.

 

Yolun Devamı'nda polisiye, macera, mizah, komplo ve bilimkurgu unsurları aynı anlatı içerisinde buluşuyor. Türler arasında dolaşmak size ne tür özgürlükler sağlıyor?

Bu harika bir duygu, çok havalı hissettiriyor, insanın kendine plaket veresi geliyor. Benim gibi “yeteneksiz” yazarlara tavsiye ederim.

İşin aslı artık yazarken bir şeyler anlatmak ya da kendimi ifade etmekten önce, eğleniyor muyum ona bakıyorum. Türler arasında dolaşarak yazmak daha “komplike” bir yapı inşa etmek anlamına geliyor ve bu benim için çok eğlenceli.

- Eğlenme özgürlüğü engellenemez!!!

 

Kitap boyunca devlet kurumları, askerler, polisler ve doktorlar aynı olay örgüsünün içine çekiliyor. Bu kadar farklı karakter grubunu bir araya getirirken nelere dikkat ettiniz?

Diğer mesleklere nazaran daha itibarlı görünen meslekler var, asker, polis, doktor bunlardan bazıları, hâkim, mimar, eczacı diye çoğaltılabilir örnekler. Bu meslek sahibi bireylerden bahsedilirken “o doktordur” “o albaydır” “o emniyet müdürüdür” diye ilk cümlelerde mutlaka belirtilir. Kasap, muhasebeci, tesisatçı ve benzeri bireylerin meslekleri ise çok sonraki cümlelerde, o da gerekiyorsa belirtilir. Ressam, yazar, arkeolog gibilerininkiler ise meslekten dahi sayılmaz, bu işleri yapanlardan bahsediliyorsa alaycı gülümsemeler eşliğinde bahsedilir.

İtibarlı mesleklerle uğraşanların maceraları diğerlerine göre daha bir ilgiyle izlenir.

Ayrıca yapay zekânın ortalığı bu kadar karıştırdığı bir macerada normalden daha yüksek etkilere sahip kahramanların ve kurumların rol alması bir gereklilik gibi göründü bana.

            

                                   

Yolun Devamı'nın merkezinde sürekli büyüyen bir belirsizlik duygusu var. Okurun neyin gerçek, neyin kurgu olduğunu sorgulamasını özellikle mi amaçladınız?

Sanırım bir romanın okunabilirliği netliklerin ve belirsizliklerin ahenkle dans etmesine bağlı. Bazen biri baskın olabilir ama dengeyi bozmadan. Büyüyen belirsizlik, akış için gerekli olan gerilimi sağlıyor bize.

 

Roman boyunca mizah ile gerilim yan yana ilerliyor. En tehlikeli ya da en karanlık anlarda bile mizahı korumayı neden önemsiyorsunuz?

Mizahı korumak harika bir ifade. Mizahı yakalamak ifadesi de benden gelsin.

Yazarken böyle eğleniliyor işte, aynı olaylar hiçbir mizah ögesi olmadan da anlatılabilir ama ben eğlenemem ki o zaman.

Gerçek hayata da böyle bakmak mümkün. Bazen zekice espriler yaparız, bazen dangalakça durumlara düşeriz. Hayatın akışında gündem diye dayatılan her şey aslında saçmalık, bunları ciddiye alanlara tahammül edebilmenin tek yolu mizahı korumak.

Mizahı korumak gerekiyor, ama sululuktan ve cıvıklıktan bahsetmiyoruz elbette.

 

Yapay zekâların ve dijital sistemlerin hayatımıza giderek daha fazla dahil olduğu bir dönemde, Yolun Devamı'nın bugüne dair bir uyarı taşıdığını düşünüyor musunuz?

Evet, bu bir uyarıydı.

Ancak bugün artık uyarıya gerek kalmadı.

Gerek kalmamasının iki sebebi olabilir: ya ortada bir tehlike yok ya da boğazımıza kadar battık. Hangisi olduğu henüz belli değil. (Bkz. Schrödinger kedi deneyi.) Sorsan herkes bu konuda akşama kadar konuşur ama dediğim gibi, henüz belli değil.

                   

Yolculuk ve Yolun Devamı birlikte düşünüldüğünde artık bir roman serisinden ya da ortak bir evrenden söz etmek mümkün görünüyor. Bu yolun gerçekten sonuna mı geldik, yoksa okurları yeni sürprizler bekliyor mu?

Yolculuk – Yolun Devamı – Yolun Sonu. Üçleme işleri hep cazip. Dürüst olmak gerekirse bunu istiyorum hatta denemelere başladım bile.

Ancak yapay zekânın hayatlarımıza dalış hızına baktığımızda pek yakında bu konuyla ilgili yazmak tamamen tatsız hale gelebilir.

Zaman gösterir diyelim.

 

Yani zaman gösterecek bile olsa son cilt yapay zekâ ürünü olabilir mi siz farkına varmadan, bilmeden bile?..

Yorum yok derken…

 

██ ...bağlantı kuruluyor...

yolun sonu // taslak oluşturuluyorkarakter verileri yüklendiseyfi.zahide.pelinsu.hüseyin.ismail.demet.kuzey ✓hikâye devam ediyor...

[ kayıt dışı yazım başlatıldı ]













Yolun Devamı
TRY 600.00
Satın Al

Yolculuk - Yolun Devamı
TRY 950.00
Satın Al

Yolculuk
TRY 500.00
Satın Al

 
 
 

Yorumlar


bottom of page