Meçhule Giden Vapur: Tarihin Sessizliğinde Bir Roman
- Kafekültür Yayıncılık
- 20 Ağu 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 21 Ağu 2025

Kayıp Bir Gemi, Kayıp Bir Zaman
1919 yılının ilk ayları… Anadolu’nun üzerine çöken karanlık, yalnızca işgallerin ve savaşların değil, aynı zamanda insanların hayatlarını kuşatan belirsizliğin karanlığıdır. “Meçhule Giden Vapur”, tam da bu karanlıkta kaybolan bir geminin hikâyesini merkeze alarak, bireysel kaderlerle toplumsal tarihin kesiştiği noktayı yeniden kuruyor.
Edremit Limanı’ndan kalkan Seza-Nur, ilk bakışta sıradan bir ticaret ve yolcu vapurudur. Ama güvertesinde taşınan yükler yalnızca zeytinyağı varilleri ya da yolcu sandıkları değildir. Gemi, bir kasabanın hayallerini, korkularını ve sessiz çığlıklarını da sırtına alır. İkinci seferinden sonra ortadan kaybolması ise romanın dramatik eksenini kurar: kaybolan yalnızca bir vapur değil, dönemin ruhunu yansıtan bir simgedir.
Yazınsal Gelenekle Bağlantılar
Türk edebiyatında tarihsel roman geleneği, Tanzimat’tan bu yana farklı biçimlerde var olmuştur. Ahmet Mithat’ın tarihsel olayları hikâyeleştiren eserlerinden Halide Edib’in işgal günlerini anlatan romanlarına, Yakup Kadri’nin “Yaban”ına kadar geniş bir çizgi vardır. “Meçhule Giden Vapur” bu çizgiye eklemlenirken, onlardan ayrıldığı noktalarla da dikkat çeker.
Halide Edib, işgali yaşayan bireylerin duygularını ve toplumsal direnişi ön plana çıkarırken; Yakup Kadri daha çok “aydın–halk çatışması”nı merkez alır. “Meçhule Giden Vapur” ise bireysel dramla toplumsal hafızayı bir araya getiren farklı bir yöntem izler. Bir geminin kayboluşunu eksen alarak, tarihin belirsizliğini edebiyatın belirsizliğiyle buluşturur.
Mekânın Belleği
Edremit, romanın gerçek başkahramanıdır. Çarşıları, taş evleri, limanı ve zeytinyağı kokusu roman boyunca hissedilir. Yazar, mekânı yalnızca fon olarak değil, yaşayan bir varlık olarak işler. Edremit’in sokaklarında yankılanan ayak sesleri, kahvelerdeki fısıltılar, hükümet konağının önünde biriken kalabalık, kasabanın ruhunu yeniden kurar.
Aynı zamanda Ayvalık, İzmir ve İstanbul da romanın coğrafyasında belirir. Bu limanlar arasındaki geçişler, hem ticaret yollarını hem de dönemin siyasi–kültürel gerilimini okura hissettirir.
Karakterler ve Semboller
Romanın merkezinde Banker Ali Rıza Bey vardır. Onun şahsında, imparatorluğun çözülüş yıllarında ekonomik güç ile toplumsal itibar arasındaki kırılgan bağ işlenir. Ali Rıza Bey, vapuru yalnızca bir yatırım olarak değil, aynı zamanda kendi adını ve soyunu geleceğe taşıyacak bir simge olarak görür. Fakat kayboluş, onun hayalini de, kasabanın güven duygusunu da sarsar.
Yan karakterler —mürettebat, yolcular, aileler— tarihsel tabloyu tamamlar. Bu karakterler aracılığıyla roman, bir gemide rastgele bir araya gelmiş insanların aslında aynı kader çizgisine bağlı olduklarını gösterir.
Seza-Nur’un kendisi de bir karakter gibi işlenmiştir. Gövdesi, uğultusu, sisler içindeki silueti, bir roman kişisi gibi konuşur, susar ve kaybolur.
Belge Romanla Anı Arasında
Roman, betimlemelerdeki yoğunluk ve atmosfer kurmadaki başarısıyla öne çıkar. Yazar, tarihsel olayları didaktik bir üslupla değil; gündelik hayatın ayrıntılarından süzerek verir. Bu yönüyle roman, “belge roman” ile “anı roman” arasında bir yerde durur.
En dikkat çekici yönlerden biri de cevapsızlıkla kurulan anlatımdır. Vapurun akıbeti bilinmez; resmi raporlar sessizdir, söylentiler eksiktir. Yazar bu boşluğu doldurmaz, aksine okuru boşluğun kendisiyle yüzleştirir. Böylece tarih ile edebiyat arasında ince bir köprü kurulur: bazen tarihin veremediği yanıtı edebiyatın sessizliği verir.
Belleğin Romanı
“Meçhule Giden Vapur”, kaybolan bir geminin hikâyesi üzerinden kolektif belleğin kırılganlığını açığa çıkarır. Bir kasabanın hafızasında yıllarca süren fısıltıları, eksik anlatıları, yarım kalan cümleleri işler. Bu yönüyle roman, yalnızca bir dönemi değil, bellek ile unutma arasındaki gerilimi de anlatır.
Okur, sayfalar ilerledikçe vapurun kayboluşuna değil, kayboluşun yankısına tanık olur. İşte bu yankı, romanın asıl gücünü oluşturur.





Yorumlar