top of page

KEMENE'den

ree

EVRENSEL BİR DEĞER OLARAK İYİLİK


1. Ulusal İyilik Sempozyumu

20-21 Haziran 2009

Elazığ (Fırat Üniversitesi)


İnsan düşünen, konuşan ve düşündüklerini hayata geçiren bir canlıdır. Tüm bu özellikleriyle diğer canlılardan ayrılır. Bu özelliklerinden dolayı yaşadığı coğrafyayı kendi hayatını kolaylaştıracak şekilde değiştirmiştir. Hatta bu değiştirme bugün dünyada çevre sorunları diye bir problemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İnsan bu özelliğinden dolayı kendisini dünyanın efendisi sanmaktadır. Düşünme bir fikrin ortaya çıkışı, konuşma ise bu fikrin açıklanmasıdır. Hayata geçmesi ise düşüncenin uygulanmasıdır. Düşünceye fikir, uygulamaya eylem denir. Konuşma fikirle eylemi birbirine bağlayan bağdır. Düşünme beyinle, konuşma dille, hayata geçirme ise elle yapılır. Ne kadar fazla düşünce üretip hayata geçiren toplumlar o kadar gelişmiş toplumlardır. Hayata geçmiş bu eserlere ise uygarlık adını veririz. İnsanın birey olarak özellikleri bulunmaktayken aynı zamanda toplum içinde yaşar. Toplum içinde yaşaması yüzünden insan sosyal bir varlıktır. Konuşma özelliği bu sosyal zorunluluktan ortaya çıkmıştır. Toplu yaşayan insanlar hep beraber üretip tüketirlerken sürekli birbirleri ile ilişki içindedirler. Hatta bu yüzden insanın fikirleri ve davranışlarının kaçta kaçı kendi öz değerleri, kaçta kaçı toplumun dayattıklarıdır belli değildir. Bundan dolayı bir insan hem içinde yaşadığı toplumdan etkilenen, hem içinde yaşadığı toplumu etkileyen bir varlıktır. Bir atasözümüz bu durum için “Ya düşündüğün gibi yaşarsın, ya da yaşadığın gibi düşünürsün” demektedir.

Toplum içinde insanların birbirleriyle ilişkilerine davranış adı verilir. Davranış insanın eylemidir. Buna felsefede etik (Ahlak felsefesi) adı verilir. Bu aynı zamanda ahlak demektir. Ahlak insanın nasıl davranması ve nasıl yaşaması gerektiğini düzenleyen davranışlar söz konusu olduğunda doğru ve yanlışın yani iyi ile kötünün ne olduğunu belirleyen değer ve kurallar toplamıdır. Ahlaka batılı felsefeciler moral, kurallarına da moral değerler derler.

 Ahlak felsefesinin en önemli kavramları doğru davranmamızı sağlayan iyilik, kötülük ve bunları birbirinden ayıran vijdandır. İyilik ahlaki davranışın yönelmesi gereken amaçtır. İyilik yapıldığında yapılan davranış hem yapana hem yapılana huzur vermelidir. Yapan manevi bir haz duymalıdır. İyilik yapılanın ise bir ihtiyacı karşılanmalıdır. Aç olan bir kişiye verilen bir yiyecek aç olanı doyururken, verene de manevi bir haz verir. O da ruhen rahatlar ve doyar. Çinlilerin bir atasözünde aç bir kişiye balık verme balık tutmasını öğret demektedirler. Burada aç kişiye verilecek balık o kişinin o anki ihtiyacını karşılayacaktır. Oysa balık tutması o kişinin açlık sorununu toptan çözecektir. Balık tutmayı öğretme o kişiye yapılan çok büyük bir iyiliktir. Balık verme ise geçici bir iyiliktir.

İyiliğin karşıtı kötülüktür ki iradeli olarak yapılan iyiye aykırı olan mutluluğa, ideallere, amaçlara ulaşmayı engelleyen davranışlardır. Vicdan ise hangi eylemlerin iyi hangilerinin kötü olduğuna karar veren bilincimizdeki yargılama gücüdür. Davranışlarımızın iyiye ya da kötüye yönelme gücümüze ise irade denir. İnsanın davranışlarını kendi iradesi ile düzenlemesine ise özgürlük adı verilir.

 Tüm bu tanımlamalardan sonra insan ve içinde yaşadığı toplum arasındaki ilişkilere bakabiliriz. Toplum tek tek bireylerden meydana geldiği için tek tek bireylerin kişilik yapıları toplumun yapısını oluşturur. İyi insanların oluşturduğu toplumlarda kötülerin sesi çıkmaz. Yok kötü insanların oluşturduğu toplumlarda ise iyilerin sesi çıkmaz. Her toplumda mutlaka iyi ve kötü insan vardır. Bir atasözümüz “İyinin ve kötünün vatanı yoktur” diyerek buna işaret etmektedir.

 Peki insanı iyiliğe veya kötülüğe iten sebepler nelerdir? Bir insan niçin iyi veya kötü olur? İnsanı iyiliğe iten insanın iradesidir. Yani iyi davranmasını söyleyen içindeki sestir. Kötülüğe iten güç ise insanın hayvani istekleridir. Buna din felsefecileri nefis adını verirler. Nefis insanın en büyük baş belasıdır. Tüm kötülüklerin anasıdır. Asıl iyilik insanın nefsine hâkim olmasıdır. İradeye akıl, nefise ise duygu adını da verebiliriz. İnsanlar akılları ile hareket ederlerse iyi davranışlarda bulunurlar. Yok duyguları ile hareket ederlerse büyük ölçüde kötü davranışlarda bulunurlar.


ree

İnsanları toplu yaşamaya iten faktör insanın yaşamak için tek başına mal üretememesidir. İhtiyaçları karşılamak için insanların birbirleri ile yardımlaşmaları gerekir. Uygarlıklar da insanların toplu yaşayıp yardımlaşmaları ile oluşmuştur. Uygarlık insanların rahat yaşamak için yarattıkları maddi ve manevi değerlerdir. Bu değerler ne kadar fazla ise o uygarlıkta o kadar çok gelişmiştir. İyi toplumlarda insanlar barış içinde mutlu yaşayarak üretim yapmışlardır. Kötü toplumlarda ise insanlar sürekli birbirleriyle sürtüşerek kavgalı bir hayat sürmüşlerdir. Tarihte savaşlar ve kavgalar hep çıkar için çıkmıştır.

 Toplumların huzuru için gerek dini emirler gerek moral değerler ve töreler hep iyiliği emrederler. Fakat tüm bu iyi dileklere rağmen kötülük yeryüzünden kalkmaz ve hâlâ varlığını sürdürür. Acaba neden? Bunun nedeni insanların ve toplumların nefisleridir. İnsanlar ve toplumları yönetenlerin nefisleridir ki bunlara çıkar adını da verebiliriz. Bu çıkarlar kötülüğün baş kaynağıdır. Genellikle insanların dillerinde iyilik, ellerinde kötülük vardır. Aklından geçen düşüncesi ise çıkarına uygundur. Bundan dolayı insanların çoğu bakar kördür. Sadece çıkarını görür, çıkarını düşünür. Çıkarını perdelemek içinde dili iyilik söyler. Hiçbir kötülük, kötülük yapıyorum diye yapılmaz. Eğer öyle olsa kötülüğe uğrayan buna engel olur. Önceden tedbirini alır. Ama her hareket iyilik yapıyorum diye yapılır ki kötü olduğu sonra ortaya çıkar. Sonuçta pek çok kişinin canı yanar, haksızlığa uğrar. Kötülük yapanlara ise çıkar sağlar. Bir atasözümüz “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu” diyerek bu duruma işaret etmektedir.

Peki, kötülük yapanı vicdanı mahkûm etmez mi? İşte en önemli sorunlardan birisi de budur. Kötülük yapan kişi kendisiyle baş başa kaldığında, kendi kendisiyle vicdan muhasebesi yaptığında kötülüklerini kendine itiraf eder. Vicdanı da kendisini mahkûm eder. Ya insanda vicdan yoksa. O insanın içindeki ulvi mahkeme kurulmuyorsa. İşte o insan tam bir kötülük makinesidir. Bu tip insanlar bir toplumun yöneticisi olursa o topluma çok büyük zararları dokunur. Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig” yapıtı bir toplumun iyilikten kötülüğe geçişini anlatır. İyiliğin faziletlerini över. İyi yöneticilere toplumu nasıl yönetmeleri gerektiğini söyler. Eserin adı da Kutlu bilgi demektir. Umulmayacak kötülük yapanlara toplumumuzda vicdansız adı verilir. Dünya vicdansızların elinden çok çekmiştir ve hâlâ da çekmektedir. Tahminimizce ileride de çekecektir. Çünkü bazı nesillerde iyi çokken bazılarında maalesef kötü çok olmaktadır. Bunun nedenini bazı araştırıcılar dünyanın uzaydaki konumuna bağlamaktadırlar.

Tüm toplumun iyilik içinde yaşaması isteği tarihte bazı dönemlerde yazarları etkilemiş ve ütopya kitapları yazmışlardır. Ütopya bilindiği gibi hayal demektir. Platon’un Devlet’i, Thomas More’nin Ütopya’sı, Tomassa Campenalla’nın Güneş Ülkesi, Farabi’nin Medinet-ül Fazıla’sı, İmam Cafer Buyruğu’nun Rıza Şehri, hep iyi toplum umutlarının yazıya dökülmüş şekilleridir. Bu umudunu yitirenler ise korku ütopyaları yazmışlardır. Bunların en ünlüleri Aldous Huxey’in Cesur Yeni Dünya eseri ile George Orwell’in 1984 isimli eseridir.

Toplumu iyi yapmak için önce bireyi iyi yapmak lazımdır. Birey verilen bilgilerle istenilen şekle sokulan bir varlıktır. Ondan dolayı gençleri yetiştirmeye eğip bükmek, şekil vermek anlamında eğitim denilmiyor mu? O zaman gençleri iyi yetiştirilmiş toplumlarda iyi toplum olurlar. İradelerine hâkim olurlar. Peki gençleri nasıl yetiştireceğiz? Bunun için onlara iradeleriyle karar vermelerini, nefislerine hâkim olmalarını ve sık sık vicdanlarının seslerini dinlemelerini öğütleyeceğiz. Çıkarlarının esiri olmamalarını karşılarındakinin de çıkarı olabileceğini belirteceğiz. “Kendine yapılmasını istemediğin bir hareketi başkasına yapma” veya “Önce iğneyi kendine batır, acımazsa çuvaldızı başkasına batırabilirsin” ya da “Kendine ağır geleni başkasına tatbik etme” diyeceğiz. Çocuk bu bilgileri duyup öğrenecek, sonra bu bilgileri özümseyecek daha sonra da bu öğrendiklerini davranış haline getirecektir. Duyduklarını öğrendiklerini davranış haline getirirse eğitilmiş olacak ve eğitimde amacına ulaşacaktır.


ree

Gençleri eğitme işini devletler eline almıştır. Devletler bilgileri derler toplar ve istediği gibi bir insan yetiştirmek için okullarda bu bilgileri gençlere verir. Bu seçilmiş bilgileri gençlere verme yani öğretme işini öğretmenler yapar. Gençler öğretmenlerinden iyilikle ilgili bilgileri alırlarken öğretmenlerini de, yaşadıkları çevredeki insanları da gözlemlerler. Öğretmenlerinin ve çevrelerinin davranışları ile duydukları bilgileri karşılaştırırlar. Eğer davranışlar duydukları bilgilere uymuyorsa bocalamaya başlarlar. Sonuçta eğitim hedefine ulaşamaz. Bundan dolayı öğretmenler ve toplum gençleri eğitirken önce kendilerinden başlamalıdırlar. Çünkü eğitimde sözden ziyade davranış önemlidir. Davranış sözden daha etkilidir. Sigara içen bir öğretmen veya baba oğluna ne kadar sigaranın zararlarını anlatsa da başarılı olamaz. Sigara içmeyen öğretmen veya baba daha etkili olur. Davranışı ile sözleri birbirini tutmayanlar için atasözlerimiz “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” demektedir. Bundan dolayı davranışlarımız ile sözlerimiz aynı olmalıdır. Söylediğimiz sözlerin arkasında durmalıyız. Arkasında duramayacağımız sözler vermemeliyiz. Söz vermeye tasavvufta ıkrar verme derler. En büyük yeminlerdendir. Söz ile eylemin aynı olması için Mevlana “Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün” demektedir. Bunun için özümüz ve sözümüz bir olmalıdır. Unutmayalım büyükler nasıl davranırsa çocuklarda onları taklit ederler. Ön teker nereye giderse arka tekerde onu takip eder.

Peki bizler davranışlarımız ile çocuklara ve gençlere nasıl örnek olacağız. Önce bizler kendi irademizle hareket edeceğiz. İçimizdeki vicdanı canlandıracağız. Her gün yatağa yattığımızda vicdan muhasebesi yapacağız. Kendi nefsimize yenilmeyeceğiz. Nefsimizi kontrol altında tutacağız. Davranışlarımızı iyiliğe yönlendirerek erdemli olacağız. Yaptığımız veya yapacağımız davranışlarımızı hür irademizle yapıp gerektiğinde sonuçlarına rahatlıkla katlanacağız. Halk arasında şöyle bir söz vardır “Kabahatı gelin etmişler kimse almamış”. Bu sorumluluğu kimsenin benimsememesi demektir. Bundan dolayı bir davranışın sonucu iyiyse benden, kötüyse senden anlayışı yaygındır. Eğer bir davranış bizden olup sonucu kötü olsa da sorumluluğu bizler üstlenmeliyiz. Çocuklara iyilik öğütlemekten ziyade iyi yaşayarak onlarında iyi ortamlarda iyiyi görerek yetişmelerini sağlamalıyız. Öyle iyi bir ortam ve toplum oluşturalım ki kötülükler hiç kimsenin aklına gelmesin.

 Kendi çıkarımızı düşünürken karşımızda ki kişilerin veya toplumlarında çıkarları olduğunu düşünelim. Kendi çıkarlarımız için karşımızdakinin veya toplumun çıkarlarını feda etmeyelim. Bu çıkarlar arasında denge kuralım. Unutmayalım uygun olmayan ortamlarda insanlar kendi gerçek kişiliklerini saklarlar. Buna Arapça takkiye adı verilir. Alman şairi Goethe “Ben olduğum gibi görünecek kadar aptal değilim” demiştir. Bu sözü ile bu güvensiz ortamları belirtmiştir. İyi toplumlarda kötü, kötü toplumlarda iyi kendini gizlemek zorunda kalır.

Davranışlarımız ve yaşantımızla öyle bir örnek olalım ki gençler bize özensinler. Bizler gibi davranmaya çalışsınlar. Böyle davranan biri gençlere kötülük öğütlese dahi gençler üzerinde etkili olamayacaktır. Alman filozofu Kant davranışların iyi olması hususunda şöyle der “Öyle hareket et ki, hareketlerinin yasası aynı zamanda başka insanların hareketleri içinde bir ilke ve yasa olsun”.

 Böyle davranarak insanların gerçek kimliklerini saklamalarını önleyelim. Unutmayalım takkiye olan yerde gizli niyetler ve kötülük vardır. Goethe’nin sözünü boşa çıkarıp Mevlâna’nın sözünü hayata geçirelim.

İyilik konusu felsefenin en eski konularından birisidir. Bu konuya ilk dikkati M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış Sokrates dikkati çekmiştir. Sokrates bir kişinin bilerek kötülük yapmayacağını belirtir. Erdemin öğrenilerek kazanılabileceğini söyler. Bilgiyi erdemle bir tutar. Kendisi ne kadar iyilik ve kötülük üzerine konuşmalar yapsa da sonunda kötüler tarafından idam edilmiştir. İyiliği sadece hazza indirgeyen filozoflarda çıkmıştır. Bazıları ise iyiliği sadece iyilik olarak ele almışlardır. Din felsefecileri ise iyiliği Tanrı buyruklarına indirgemişlerdir. Çin’de Konfüçyus “kendine yapılmasını istemediğin hareketi başkasına yapma” diyerek iyilik üzerinde durmuştur. Filozoflar tek başına iyiliğinde yeterli olmadığını görmüşler ve kişinin iyiliği için çevreninde iyi olması gerektiği üzerinde durmuşlardır. Ziya Gökalp bu konuda görev haktan önce gelir der. Birinin görevi diğerinin hakkıdır. Görevimizi yaparsak birilerinin hakkını vermiş oluruz. Eğer herkes hakkını ister ve görevini yapmazsa orada karışıklıklar ve kavgalar ortaya çıkar. Görevini yapmak iyilik, yapmamak ise kötülük doğurur. Atatürk’te insanların iyilik içinde yetişmelerinin barış için ne kadar önemli olduğunu şu sözlerle ifade eder. “Şuna inanıyorum ki eğer devamlı barış isteniyorsa, kütlelerin vaziyetlerini iyileştirecek beynelminel tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bugünkü refahı açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir. (1935). Atatürk bu sözleri dünyanın ikinci bir savaşa hazırlandığı kritik günlerde söylemiştir. Bu sözlerin söylenmesinden 4 yıl sonra o korkunç savaş çıkmış ve yaklaşık 50 milyon insan savaşta can vermiştir.

İyilik konusunda tasavvufta da pek çok şey söylenmiştir. İnsanları iyiliğe yöneltmeye çalışılmıştır. İbni Arabi, Cüneyti Bağdati, Ebul Vefa, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Şeyh Edebalı gibi pek çok mutasavvıf bu konularda çok şeyler söylemişlerdir. Hacı Bektaş Veli Makalat isimli eserinde insanı kötülüğe iten davranışlar üzerinde durur. Bunları kin, kibir, haset ve şehvet olarak görür. Bu dört duygunun insanı kötülüğe sevk ettiğini ve iyiliğe yönelmek isteyen bir kişinin bu dört duygusuna hâkim olması gerektiği üzerinde durur. Bir yerde “Sabır, kanaat ve utanma gelirse tamah ve riya gider”der. Böylece iyilik gelirse kötülük gider demektedir. İyilik sabır, kanaat ve utanma ile kötülük ise tamah ve riya ile gelir demektedir. Yine Hacı Bektaş Veli’ye ait sözlerden bazıları şöyledir. “Nefsine ağır geleni başkasına tatbik etme”. “İncinsen de incitme”. “Düşmanın da insan olduğunu unutma”.

 Yunus Emre ise sevgi ile insanların iyi olacağı üzerinde durur. “Gelin tanış olalım, İşi kolay kılalım, Sevelim sevişelim, Bu dünya kimseye kalmaz” demektedir. Yunus Emre sevgi şairidir. Dünyanın yetiştirdiği en önemli hümanist şairlerinden birisidir. Hintli Mahatma Gandi ise insanın iyi olması konusunda şunları söyleyerek her şeyin söz ile başladığını belirtir.

 

“Söylediklerinize dikkat edin

Düşüncelerinize dönüşür

 

Düşüncelerinize dikkat edin

Duygularınıza dönüşür

 

Duygularınıza dikkat edin

Davranışlarınıza dönüşür

 

Davranışlarınıza dikkat edin

Alışkanlıklarınıza dönüşür

 

Alışkanlıklarınıza dikkat edin

Değerlerinize dönüşür

 

Değerlerinize dikkat edin

Karakterinize dönüşür

 

Karakterinize dikkat edin

Kaderinize dönüşür”

 

 Bizler iyi bir toplum oluşturmak istiyorsak güçlü olduğumuzda kibirli, zayıf olduğumuzda aciz olmayalım. Görevlerimizi zamanında yapalım. Hakkımızdan önce görevimizi düşünelim. Empati kuralım ve herkesin bizim gibi insan olduğunu ve bir kötülüğe uğrarsa üzüleceğini düşünelim. Yaşadığımız çevrede olduğumuz gibi görünelim. Özümüz ve sözümüz bir olsun. Verdiğimiz sözlerin arkasında duralım. Yaptığımız davranışların sorumluluğunu üstlenelim. Onların getireceği cezalardan veya yüklerden kaçmayalım. İçimizdeki kin, kibir, haset ve şehvet gibi kötü duyguları yok etmeye çalışalım. Kendi çıkarlarımızı toplumun çıkarlarından üstün görmeyelim. Kendi çıkarlarımız ile toplumun çıkarlarını dengeleyelim. Ne kendi çıkarlarımızı, ne toplumun çıkarlarını göz ardı edelim. İyi bir gelecek ve iyi bir toplum oluşturmak bizim elimizdedir. Bunu da iyi yaşayarak sağlayabiliriz.


KAYNAKÇA
Mengüşoğlu, T. (1983). Felsefeye Giriş. Remzi Kitabevi, İstanbul.
Tunalı, İ. (2009). Felsefeye Giriş. Altın Kitaplar, İstanbul.
Yamanlar, E. (2000). Lise Felsefe. Ders Kitapları Yayınları, İstanbul.
Hacip, Y. H. (1998). Kutadgu Bilig. Türk Tarih Kurumu, Ankara.
Yalçın, A. (1993). Makalat-ı Hacı Bektaş Veli. Der Yayınları, İstanbul.
Eflatun (1989). Protagoras. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul.
Uygur, N. (1984). Kültür Kuramı. Remzi Kitabevi, İstanbul.


Kemene
TRY 1,000.00
Satın Al

 
 
 

Yorumlar


bottom of page