top of page

Arama Sonuçları

Bu sitede ara

Boş arama ile 156 sonuç bulundu

  • Yeni Sevgili

    Sevgililer Günü'nde yazarımız ve editörümüz Halil Gökhan'ın 2006'da yayımlanan ve bir roman üçlemesinin son cildi olan YENİ SEVGİLİ adlı romanından kısa bir pasaj sunuyoruz. (...) Gazetenin kapısının önünde onu beklerken “Yaşam” sayfasındaki ilan-ı aşk ilanının nasıl oldu da benim tarafımdan verildiğinin ortaya çıktığını kendi kendime soruyordum. İlan şöyleydi: “Bu sayfanın güzelini çok seviyorum. İmza: Arka sayfanın delikanlısı…” Bu ilan sonrasında ikimiz de gazeteden kovulmuştuk. Onun bir suçu yoktu. İlan sonrasında hem bir ümitsiz âşığa sahip olmuştu hem de işsizliğe. Zira kadın yazar furyası sırasında bütün kadın editörler ve kadın yazıişleri elemanları gazetelerden bir bir çıkarılmaya başlamıştı. Gazetelerde camekanlı ve güzel döşenmiş odaları dolduran kadın yazarların, erkek editör ve muhabir talepleri bitmek bilmiyordu. Kadın-erkek farklılığından doğan ve işyerlerini gerçekte ayakta tutan profesyonel flörtler için kadın çalışanlar bir tehlike demekti. Bu furyanın, Standart gazetesinin başyazarının da kadınlaşması ve “Medyanın Kadınlaştırılması” yazısının yayınlanmasıyla en azından yavaşladığını söyleyebilirim. Ama gene de çok fazla tiraj kaybedilmesine rağmen gazete içi yaşanan flörtleşmeler sonucu kadın köşe yazarı-erkek çalışanlar dengesinin bozulmadığına ve her türlü ekonomik tedbire direndiğine kendi gözlerimle şahidim. İkimiz de bu dengenin kurbanları sayılmazdık. Ben ilanımın kurbanı olarak işimden atılmıştım, o da bu cinsel tasarrufun yani kıyımın kurbanı olarak gazetenin merdivenlerinden son kez iniyordu. Ona sarılmaya çalışırken, bu acı sonu benimle paylaşacağını sanmıştım; buna ben de neden olmuş olsam. Fakat o, bu hatayı paylaşmak istemiyordu. İşten atılarak zaten benimle birşeyler paylaşmıştı. Beni itti ve bu bana zamansız ölüm gibi geldi. Gözlerime, yeşil gözleriyle bir daha asla bakamayacağım bakışlarla baktı. Elinde tuttuğu zarfta yayın yönetmeninden yalvar yakar aldığı bir tavsiye mektubu vardı belli ki. Mektupta herhalde insanı işinden edecek kadar etkili olan güzelliği tavsiye ediliyordu. “Neden?” diye bile sormadı. Buğulu gözlerle yolun karşısına geçti ve gelen ilk otobüse binerek o semtten gecenin karanlığında uzaklaştı. Yapayalnız kalmıştım. Her gün görme hakkım olan bir kadını, o ana kadar elde etmekte hep tereddüt ettiğim aşkımın nesnesini artık göremeyecektim. Ona dokunmak isteyince nedense içinde bulunduğu demir kafes beni çarpmıştı. Kafesin demirlerinde “toplum”umuzda yaşama kurallarından en önemlisi olan çalışma düzeninin sarsılmazlığını zedeleyenlere ceza olarak verilen işten atılma akımı geziniyordu. O yoktu artık. Gitmişti. Bu kez farklıydı her şey. Onun dünyamda olmasını istememişlerdi. Onu çok sevmiştim. Kimseyi öyle sevmemiştim. Yolun karşısına geçip ben de sonraki otobüse bindim. (...) Halil Gökhan'dan SEVGİLİLER GÜNÜ'NE MEKTUP Halil Gökhan Kitapları

  • Aşk Olsun

    Bir mısrada dinlenmek Bir satırda beklemek Ve sayfalarda kendini yeniden keşfetmek için. Biraz düş biraz gerçek Aynı başlık altında Sevgiyi hissetmek için. Aşk olsun diye Şubat için14 Kitap önerisi... Buyurunuz. I. Hayaller Kitabı / Fatma Gürel II. Aşk Giriş Gelişme Sonuç/ Halil Gökhan III. O Ağacın Altı / Emine Ebru IV. En Güzel 100 Aşk Şiiri / Halil Gökhan V. Aşık ile Maşuk / Nuriye Yiğitler-H.Zekâi Yiğitler VI. Hafıza Ormanı / Aydan Selman VII. Özlem / İlker Selman VIII. Sen Sarıldın Kış Bitti  / Candan Selman IX. Aşkın Suçları / Marquis de Sade X. En Güzel Aşk Öyküleri XI. Bir Daha Unutma Beni / Esra Erdoğan Erşen XII. Kırmızı Zambak / Anatole France XIII. Eugénie Grandet / Honore de Balzac XIV. Halil Cibran Bütün Eserleri

  • Karanlığa Yol Almak

    MARİO LEVİ Sorsalar haritada zor göstereceği, hayatı beklendiği gibi aksaydı gitmeyi belki de hiçbir zaman düşünmeyeceği bu şehrin yoksullukları ve yoksunluklarıyla ayakta kalmaya çalışan devlet hastanesinin hastabakıcıları, en nihayet kendilerinden daha güçsüz birini bulmanın verdiği, beklemedikleri bir anda tesis etme imkanını elde ettikleri ancak esasında sadece bir sahteliğin üzerine oturan özgüvenleriyle, açlıktan ve her türlü yorgunluktan. Bitap düşüp baygınlık geçirdiği sokaktan ölüm kokan bu koridorlara ambulansla getirildikten sonra kimsesizlikten orta yerde kalan, biraz da bilincini yitirmiş, konuşmakta zorlanan haline aşağılamalarla bakarak, hatta hakaretler savurarak söylenirken, çocukluğunun Nişantaşı'nda bambaşka şartlar altında geçtiğini, Robert College'i bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde işletme okuduğunu, büyük bir heyecanla kurduğu amatör rock grubunda hem elektro-gitar çalıp hem de şarkı söylediğini, kısacası hazır reçetelerle yaşamaya, fikir yürütmeye alışmış birçok insana göre tasasız, avare gençlik yılları geçirdiğini, Beyrutlu, büyük bir tutkuyla sevdiği, attığı her adıma kadın şefkatiyle yön veren annesinden Fransızca ve Arapça öğrendiğini, babasının çok emek vererek büyüttüğü boya fabrikasında tüm ısrarlara hatta tehditkar telkinlere rağmen çalışmayı, boyaların vaat ettiği çok farklı rüyaya kapıldığı için kabullenemediğini, tüm çabalarına rağmen başaramadığını ve sırf bu dünyayı inşa eden ressamlık hayallerini gerçekleştirme adına koskoca bir serveti elinin tersiyle ittiğini, hayallerini değerli bulan annesinin gizlice verdiği kıymetli kolyeyi yılların kuyumcusu Vahak Usta'ya satışından eline geçen parayla gittiği Paris'te, parasının tükenmesiyle, birkaç yıl, elbette etleriyle ünlü bir Arjantin restoranında bulaşıkçılık yaparken, kendisi gibi Resim tahsili görmeye gelen, çılgın, filmlerdekine benzer bir aşk yaşadığına inandığı Jaklin adındaki kadının apar topar döndüğü memleketi İskenderun'da ısrarla gani Sürmesi sonucunda evli olduğunu gördüğünü ve yüz yüze kaldığı bu gerçeğin yaşadıklarından hepten kopmasına, tüm savaşma gücünü kaybetmesine yol açtığını, ressamlıkta da gereken yeteneği taşımadığını kabullendiğinden, artık hiçbir vere dönmeyeceği duygusuna kapılarak, bilmediği bir yere doğru, artık hiç durmamasıya yürümeye koyulduğunu, son gelebildiği yerde yıkılıp kaldığını, birkaç saat içinde öldükten sonra da, soğuk bir çekmecede bir süre bekletilmesinin ardından ve hiç kimse tarafından bu haldeyken bile aranmadığından, tıp fakültesindeki öğrencilerin çalışmalarına teslim edileceğini, bu çalışmaları yapanlarınsa kestikleri bedeninde yaşadıklarından tek bir ize bile rastlayamayacaklarını elbette bilemezlerdi. (Bir Cümlelik Aşklar) YENİ ÖYKÜLER, 2020

  • İşte Karşınızda Bir Deli Kız

    Kafekültür'de 4. şiir kitabını yayımlayan ve böylelikle beşinci şiir kitabına imza atmış olan şairimizin kitaplarını değerlendiriyoruz. 2022 Ten Nedir ki Bir Deli Kız 2023 İşte Karşınızda 2022 yılı sonlarında 2 yeni şiir kitabını yayımlayan şair UFUK ACUNER’den şiire yeni bir soluk ve biçim getiren yeni bir şiir kitabı daha: İŞTE KARŞINIZDA. “Ufuk Acuner 22’li yaşlardan itibaren, bereli kız oldu, öncü kız, kâhin halleri yaşayan kız, simyacı oldu, değişik süreçlerde, belki de içinde gizli saklı kalmış birikimleri, gizli şair, simgeleri, esini çağıran bir yapı sözü oluşturan bir tinsel zenginlik vardı hep, yıllarca gizli saklı bir cennet bahçe köşesi ve düşleri, lila rengi hüzünleri, doğa esinleri, yaşam sevinci, insan sevgisi ve Simru şiiri ve bu yolla yaşamı değiştiren halini sevdi ve şairleri, ustaları, ona fener ışığı olan.”Yakın zamanlarda kendisiyle yapılan söyleşide şair kendisini yukarıdaki cümlelerle tanımlıyordu. 2024 Çiçeklerin Hologramı Ufuk Acuner 1959 yılında Ankara'da doğdu. 1970-77 yılları arasında Samsun Maarif Koleji'ni bitirdi. İlgi alanları müzik tiyatro ve okumaktı, Karadeniz'in incisi Samsun'da ilk çocukluk ve gençlik yılları geçti, deniz kum ve yürüyüşler... 1977-82 yıllarında İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 80'li yıllar ihtilal dönemiydi, sağ-sol çatışmaları, zor günlerdi. T. İş Bankası’nda avukat olarak çalıştı. Üniversite yıllarında günceler, şiirler yazdı.  Varlık Dergisi'ne şiirler gönderirken, dergi içinde usta, değerli şairlerin değerlendirdiği yarışmada dereceye girdi. Bir yandan da bir şiir dosyası hazırladı ve ilk şiir kitabı 2002'de 'Gümüşçün Güherçile' yayınlandı. Ve şimdi de yeni ikili seri kitapları "Ten Nedir ki" ve "Deli Bir Kız” sizlerle buluştu. kafekultur.com/ufuk

  • Kafekültür'den #BirGündeBitir 10 Zeplin Kitabı

    Her şeye koşturduğumuz, hiçbir şeye yetişemediğimiz, arayıp arayıp nihayetinde kendimize vardığımız günler yaşıyoruz. Dünyayı kapatıp, bir sıcak kahve ve kitap eşliğinde kendimizle en son ne zaman baş başa kaldık. Bir çırpıda okunacak, gününüze anlam katacak bir kitaba ne dersiniz? O vakit arkanıza yasanın bir günde okuyup, bitirebileceğiniz 10 Kitap önerimize bir göz atın.

  • KHORA Macerası Tamamlanıyor

    Dr. İlker Selman'ın ekolojik bilimkurgu gerilim ve aksiyon serisi KHORA, 6. cildiyle tamamlanıyor. İnsan yaşamının geleceğini, ekolojik fütürizmi ve gezegenimizde evrim zincirleri içinde yaşayan tüm türleri bilimsel öngörülerle içine alarak kendine fantastik ve transhümanist bir dünya kuran bu serinin altı kitabı da birbirinden çekici, sürükleyici ciltlerle Dr. Selman'ın yarattığı dünyayı tüm okurlarının düş ve düşünce dünyasına taşıyor.

  • Öğretmen Kitaplar

    Ara tatil kapıda. Öğrenciler tatildeyken Öğretmenlerimiz yine okulda olacaklar. Usanmadan. Gezegenimizde, insanoğlunu yaşama hazırlayan ve onu İnsan yapan nitelik ve özellikleri ona katan kişilerdir Öğretmenler her dilde, kültürde ve renkte. Ve Öğretmenlerin tek soluk alma kaynağı kitaplardır. Öğretmenler ya kitap yazarlar ya da çocukları yazar yaparlar. İşte Öğretmen Yazarlarımız... OKUL MAZERETLERİ, Çiğdem Keskinbıçak EDİPLER ve ÖLÜM, Tarık Özyıldırım ÖZLEM, İlker Selman CUMHURİYETİN KALBİNDEN VURULDUĞU YER, Cemil Yavuz ÂŞIK İLE MAŞUK, Nuriye Yiğitler H. Zekâi Yiğitler DÜNYA EDEBİYATINDA TÜRKLER, Kubilay Mehmet Gül TAHTACI DERESİ, Eyyüp Ceylan SARIKIZ, Sinan Kahyaoğlu SÜREÇ DENEMELERİ, Hüseyin T. Savali PİYANO TARLASI, Özlem Güzelharcan VADİ, Döndü Polat DÜŞÜNÜLMÜŞ, Sefer Örçen

  • ZAMAN YOLCUSU KALMASIN: "Geçmişe Gitmedimse de Gidenlerin Anlattıklarından Bu Kitabı Yazdım!"

    EMİNE EBRU yeni bir öykü kitabıyla karşımızda. 2012-2024 arası toplamda yirminin üzerinde eser veren (roman, öykü, deneme, inceleme, biyografi, derleme) yazarımız sanki Türkiye’de kadınların dünyasal önceliklerine, önce bize’den en son ben’e kadar uzanan bir yelpazede “itaat” etti ve buna tepkisini sivil itaatsizliğin isim ve içerik babası Henry David Thoreau kitabıyla göstermişti adeta. Yazarın edebiyat yolculuğu ise ideolojik angajmanların ötesinde daha çok sanatın kendi iç gelişme ve ilerleme koridorlarında tüm hızıyla sürüyor. Geçmişe ve geleceğe yolculuk, zaman makineleri ve zaman yolcuları hakkında yazılmış kitaplar, çekilmiş filmler ve yapılmış araştırmalar sonucunda zamanda yolculuk gerçekten mümkün olabilir mi sizce? Kitaplar ve filmler, hayaller yerine bilimsel gerçeklerle uyumlu olsalardı kimse onlarla ilgilenmezdi. Kitaplara ve filmlere bakarak karar vereceksek; evet, değişik ve tuhaf profesörlere denk gelen herkes zamanda elini kolunu sallaya sallaya dolaşabilir. Bilim dünyasının zaman yolculuğu ile ilgili bize sunduğu araştırma sonuçları ve teoriler ise hiç ama hiç ümit verici değildir. Kitapta bir trafik kazası sonucu geçmişe giden Alper’in kendi gençlik yıllarına dönüşünü ve orada yaşadığı olayları mizahi bir dille anlatmışsınız. Bu fikir, bu konu nereden aklınıza geldi? Zeki, yetenekli ve profesyonel yazarlar içeriklerini kurgularken kendi iç dünyalarını ya da bastırılmış duygularını bir kenara bırakıp dünyanın geri kalanını malzeme olarak kullanma yetisine sahiptirler. Ben onlardan biri olmadığıma göre ortalama bir insan gibi gençlik yıllarıma duyduğum ilkel özlem üzerinden hareket etmeye ve ana karakterle kendimi özdeşleştirme hakkına sahibim ve bu hakkımı kullanıyorum. Elinizdeki bir malzemeyi, aklınızdaki bir fikri kurguya dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor? Öykü ya da roman, hangisinde kendinizi daha iyi ifade ediyorsunuz? Eski bir röportajda üretim sürecimin sancılı değil eğlenceli olduğunu söylediğim için yazarlardan oluşan bir engizisyon mahkemesi tarafından yargılanıp aforoz filan edileceğimi düşünmüştüm, ama sanırım o röportajı kimse okumadığı için böyle bir durum ortaya çıkmadı. Fikir ortaya çıktığında eğlenebiliyorsam yazıyorum ve süreç böyle ilerliyor. Hatta inanılır gibi değil ama bazen bitirdiğim bir bölümü ertesi gün okuduğumda hiç ummadığım tatlı sürprizlerle karşılaşıyorum ve kendime gülücüklü kalpli emojiler atıyorum. Öykü mü roman mı? İşe başlarken çoğunlukla bilmiyor oluyorum zaten. Sayfa sayısı yeterince artarsa roman oluyor. Bu kitaptaki öykülerinizde yarattığınız karakterler oldukça fazla ve çeşitli, bunun nedenleri ne olabilir? 1988 yılına giden ve tatilini İstanbul Kadıköy’de geçiren herkes yüksek ihtimalle bu karakterlere rastlayacaktır. Ben şahsen gitmiş olmasam da gidenlerin bire bir ifadelerinden faydalandım. Ancak kaynaklarımı açıklamam etik olmaz. Bir taraftan da Titanik adlı derginin editörlüğünü yürütüyorsunuz. Sosyal medya ve yapay zekanın revaçta olduğu şu zamanlarda basılı dergi ve kitaplara vakit ayıran, okuyan azalmadı mı sizce? Nereye kadar böyle devam edebilir? İnsanların kağıda basılı yayınları almamalarının sebeplerini ya da suçlularını aramak sorunu çözmeyecektir. Bir şeyleri suçlama tutumu zaten yaygın bir salgın hastalık halindedir ve hastalığa tutulanlar çözüm üretmek açısından sakat kalmaktadırlar. Örneğin; internet suçludur. İnterneti suçlayalım, evet. E hadi interneti suçladık, ee? Çözüm bulduk mu? Yok. Bize yardımcı olacak doğru soruyu bulmalıyız. Basılı dergi ve kitapları neden almadıkları sorusu yanlış sorudur. Neden aldıkları sorusu doğru sorudur. Eski güzel zamanlara geri dönüşü garanti etmese de bu sorunun cevabı daha fazla bir süre hayatta kalabilmeye yetecek stratejiler belirlemek için gereklidir. Satın alan birileri hala var, peki neden alıyorlar? Satın alma gerekçelerini arttırmak ve çeşitlendirmek gerekiyor. Böyle bir görevi kim üstlenir ve yerine getirir? Üç yazar iki yayınevi değil elbette. Bunu kendine dert edinen herkesin bir çatı altında toplanması, proje üretmesi ile olur bu. Bu kitabınız 2 bölümden oluşan uzun bir öykü ve bir başka öyküden ibaret. İlk öykü kitaba adını veriyor, bu öyküden yola çıkarak soracak olursak zaman nedir sizce? Geçmiş ve gelecek felsefesi nedir? Anı yaşamak mı? Geçmişe takılmak mı? Geleceği düşünerek plan yapmak mı? Tüm bunlara kafa yorarak ama kafayı da bozmadan mizahını yapmak mı? Sizce hangisi? Zaman, fayda sağlayabileceğimiz ve fayda üretebileceğimiz bir veri tabanıdır. Asıl olan fayda üretebilmektir, kendimize, ailemize ve evimiz olan bu gezegene. Geçmiş bunun için dikkate alınmalıdır. Sadece kendi şahsi geçmişimizden değil, insanlık tarihinden söz ediyorum. Gezegenimizdeki hayatın şusundan busundan şikâyet ediyorsak geçmişi bu gözle ele almadığımız ve sürekli aynı hataları tekrar ettiğimiz içindir. Üreteceğimiz faydayı da zaten gelecek için üreteceğiz, henüz sahip olmadığımız ama kaçınılmaz olarak sahip olacağımız tek şey gelecektir. İmkânsız olmayan bu işleri ne kadar çok becerebilirsek kafamız o kadar az bozulur. Mizaha gelince, onu kendim için yapıyorum. Eğer bu yaptığımdan başkaları da nasipleniyorsa kendini yazar farz eden herkes gibi ben de bundan mutluluk duyarım. Yazı aracılığıyla en az hasarla atlatabileceğimiz zorlu günlerden geçtiğimizi var sayarsak mizah yazarlığı bunun neresinde duruyor? Yazar sadece kendini eğlendirmek için yazıyorsa göreceli olan böyle bir ortamda okuyucuya ne sunabilir? Zorlu günlerden geçmediğimiz günleri ben hatırlamıyorum. Zorlu olmayan günler yaşayıp da örnek verebilecek olan var mı? Unutmamak gerekir ki zorlukların daha ağır yaşanmasının sebeplerinden bir de yazının ta kendisidir. Dünyanın neredeyse tamamının yalan söylemesini ve kendi yalanlarına inanmasını sağlayan araç çok net biçimde yazının ta kendisidir. Bir yalanın dakikalar içerisinde tüm dünyada inanılır hale gelmesini sağlayan şey yazının ta kendisidir. Elbette bunun karşısında durabilmek de ancak yazıyla mümkündür. Yalanlara karşı doğrularla dikilmekle mümkündür. Mizah bunun neresinde duruyor? Elbette insanlardan çok şempanzeler için uygun olan aptallıkları bu kapsama almayacağız. Mizah, zekice ve zeki insanlara hitaben yapıldığında yapıcı yaklaşımları tetikler. Şu aralar zorlu günlerden geçtiğimiz gibi negatif bir yanılgıdan sıyrılıp çözüm üretecek bir algı rahatlığına erişmemizi sağlar. İşte mizah yazarlığı tam olarak burada duruyor. Yazar kendini eğlendirmesin mi? Yazar kendini eğlendiremiyorsa başkalarını eğlendirebilmesi çok mümkün olmaz, olsa da eğri büğrü ve tesadüfi olur. İlk kitaplarınız ve yazılarınızda dramatik, travmatik yazı dilini tercih etmişsiniz. Son iki kitabınız oldukça eğlenceli ve ilginç karakterlerden oluşuyor. Bu dönüşümün sebebi nedir? Kendime ve okurlarıma nereye kadar eziyet edecektim ki? Eski ilham perimin kasadan pozitifliğimi yürüttüğünü anlayınca onu kovdum ve yeni bir ilham perisini işe aldım. Her gün birbirimize kalp ve gülücük atıyoruz. Okuyucuda nasıl bir iz bırakmak istersiniz bu kitabınızla? Her yerde bu kitaptan bahsetsinler mesela, öyle bir iz kalsa. Oluyor mu öyle? Son olarak bu kitabı hangi koşullarda yazdınız? Bildiğim kadarıyla tam zamanlı mesai yapıyorsunuz, bir taraftan ev, çocuk ve sosyal hayata sığdırdığınız pek çok şey… Tüm bunlara vakit ayırdığınızda size ne kalıyor? Tamam, hesaplayalım. Uyuma ve deneyip de uyuyamama süresi 8 saat. İş yerinde mesai 8 saat. Yollarda 2 saat. Çoluk çocuk ile ilgilenmek 3 saat. Ev, yemek, bulaşık, temizlik, çamaşır vs  4 saat. Sosyal hayat 2 saat. Ne etti? 28 saat filan. Geriye eksi 4 saat kalıyor. Gayet makul ve yeterli.

  • Hem Zemheri Hem de İç Isıtan 10 Kitap

    Zemheri ayındayız. Soğuk içimize işlemiş. İyimser bir tablosu olsa alıcısının bulunmayacağı bir dönem bu. Artık Yaz'lardan da aşağı kalır yanı yok mevsimlerin. Dünya artık bir mangal partisi. Derken, gelelim önerilerimize. Karlı Vadi, İLKER SELMAN Sen Sarıldın Kış Bitti, CANDAN SELMAN Üzerime Gölgen Düşmüştü, Sen Güneştin, ŞİRİN PARKAN Cecile, RAŞEL RAKELLA ASAL Kürklü Gece, SEMRA TOPAL Yolculuk, EMİNE EBRU Eugénie Grandet, HONORE DE BALZAC Moğolistan, SİNAN KAHYAOĞLU Kaz Dağı, SİNAN KAHYAOĞLU Başka Düşler Zamanı, MÜNİRE ÖZGENCAN

  • "Ağır Duruşun Dikkat Çekici Kendiliği"

    Yeni çıkan Düşünülmüş kitabı hakkında Sefer Örçen ile bir söyleşi gerçekleştirdik, salgın dönemlerinden kalma "mesafeli" bir ortak çabayla. Düşünülmüş, bizce "iyi düşünülmüş" bir şiir kitabı. Evrensel şiirin, kozmik ses ve anlam örüntülerinin kaynaklarından ileri geliyor. Karşımızda, salt edebiyatın iç yankılarıyla yetinen bir şair yok; daha da ötesi hayatı, zamanı, düşünmeyi ve söylemeyi sürekli araştıran, merak eden ve susmayan bir kültürel delta oluşturma girişimini öncelemiş bir insanlık tanığı var. - "Düşünülmüş" 7. kitabınız Sefer bey. Bunca kitaptan sonra geriye ya da ileriye baktığınızda neler görüyorsunuz? Evet 7. kitaba ulaştım. Çıkan kitaplarımın beşi şiir, diğerleri felsefe ve fotoğraf üstüne. Geriye baktığımda, 2000 yılında Van’a geldikten sonra başladım şiir yazmaya ve bunları dosyalayıp sonrasında yayınlamaya başladım, 2005 yılında kendi olanaklarımla “Cennetin Doğusunda”yı 1000 adet olarak bastırdım. Bu kitabın dış kapak resimleri de bana aitti, amatörce 60 sayfalık bir şiir kitabı oldu. Bu kitabın bir amacı da vardı ve gelirini Van yöresindeki kız çocuklarının eğitim ve öğretimi için kullanacaktım. İyi de oldu, ne diyelim amaç hasıl oldu. Bu arada yazmaya devam ettim ve dosyamda çok sayıda şiir birikti. 2019 yılında yaş haddinden emekli olunca artık uğraşlarım ağırlıklı olarak şiir, resim, fotoğraf ve felsefe oldu.  2020 yılında felsefe lisansı tamamladım ve pandemiyle birlikte eve kapanıp “Yüzleşme” yayınlandı. 98 şiirimden oluşan bu kitabımda bir bakıma geçmişimle yüzleşmenin ürünü olan duygular ve ilişkilerimi insani seremoni içinde yoğurup dizelere döktüm, doğaldır ki bunların itici gücünü düşlerim ve anılarım oluşturdu. Bir yandan da şiir yazmaya devam ediyordum, 2021 yılında yeni yönelimimle, özellikle insan ilişkilerindeki seremoninin ağır bastığı “sen” ve “ben” öznelliğinde sonunda bizlere ait olan “Bizdüşümler” yayınlandı.  90 Şiirden oluşan bu kitabımda dizelerim insanlara yabancı gelmeyecekti, çoğu kendi yaşamlarındakilerle örtüştürecekti onları. Bu arada Haiku denilen 5-7-5 hecelerinden oluşan japon şiiriyle ilgileniyordum, bir hayli yazdığım Haiku şiirim de olmuştu, bu şiirin japon ustalarının yayınlanmış, özellikle Matsua Basho’nun “Kelebek Düşleri” çevirisini yapan şimdi aramızda olmayan kendisini saygıyla andığım ve Haiku konusunda bir zaman yazıştığım Oruç Aruoba’ya atfen 2021 yılının Kasım ayında “5-7-5 Tümceler” yayınlandı. Şiirdeki doygunluğumu duyarak, eğitimini aldığım Felsefe üzerine okuduklarımla donanıp, düşüncemelerimin yansıması olan 368 aforizmam 2022 yılında “Nasıl?” başlığıyla yayınlandı. Bu arada, yaklaşık 20 yıldır soyut ve detay fotoğraf üzerine yoğunlaştım. Daha çok Doğa’da gördüklerimi soyut ve detay kompozisyon seçkilerle ki bunların arasında Çınar’ların yoğunluğu vardır. Bir bakıma doğada kayıtladığım ikonik soyut kompozisyonları, felsefi dokunuşlarla alt yazıda buluşturduğum bir format içinde 80 siyah-beyaz fotoğrafımı 2023 yılında yayınlanan “Doğadan İkonlar” adıyla bir kitapta topladım. Biraz uzunca bir anlatım oldu ama, sonunda şimdinin demek doğru olacak, 2024’ün Ocak başında Kafekültür yayını olarak “Düşünülmüş” adlı şiir kitabım hayata geçti. İleri baktığımda normal bir yaşam seremonisinde şiir, fotoğraf, resim, öykü, sanat çeşitliliğinde kitap, dergi, sergi formatında çok şey üretmek istiyorum. - Düşünülmüş'teki şiirler üç bölüm ya da üç ayrı dönemden oluşuyor. Üç benzemezleri aynı dosyada yer vermeye sizi iten nedenler var mıydı? “Düşünülmüş”teki şiir egemenliği 50 şiirle daha çok insan felsefesi temalı, sunuş yazısında da belirttiğim gibi düşünmeye yönelimli dizelerle donatılmış. 6 dörtlük ten oluşan Ömer Hayyam’a atfen yazdığım onu duyumsadığım Rubai’lerin yanı sıra, son bölümde Halk Edebiyatının tarzı ile örtüştürdüğüm ve adını “Dörtleme” koyduğum, dört kıtadan oluşan ve kendi içinde sistematik sözcük sıralı kaymalarıyla biçimlenmiş, bana göre yeni bir formatta yazdığım 20 şiirden oluşan bir bölüm içerikli bir şiir kitabı “Düşünülmüş”. Anlatımımda farkları ortaya koymaya çalıştım. Aslında son iki bölüm için diyebilirim ki, bu kitabım sonrasında “Rubailer” ve “Dörtleme” dosyalarıyla yeni kitaplarım neden olmasın? Bunu bir bakıma benim ön bildirimim olarak alabilirsiniz. - Düşünülmüş'ün ilk bölümünden Rubailer ve Dörtleme’deki şiirlerdeki sözel ve sessel oyunlara kadar bir dil felsefesi bulutu takip ediyor izlenimi içindeyim… Az önce de belirttiğim gibi, daima düşünen bir özne olarak ilişkilerimizdeki duygudaşlığı yakalayarak, yaşadığımız sürece konuşa konuşa dillenerek felsefi bir bakış içinde, ifade ettiğiniz gibi sözel ve sessel oyunların içinde olacağız. Doğru bir saptama ile doğru bir izlenim edinmişsiniz. - “Düşünülmüş”, yayımlanmış şiir kitaplarınızla yayımlanmamış şiir dosyalarınız arasında nasıl bir konumu paylaşıyor ya da oluşturuyor sizce? Özellikle “Düşünülmüş” te ilk bölümdeki şiirlerim yayımlanmış kitaplarımdaki şiirlerimle biçim ve söylem bakımından uyuşuyor, ancak bu 50 şiir vurguladığım gibi insan felsefesi odaklı, düşündürücü ve dinamizm katan bir anlam bütünlüğüne sahip bana göre. Ayrıca, dediğim gibi bu kitabım, üreteceğim farklı dosyalardan oluşan kitaplarımın da habercisi olacak bir özelliğe sahip. - Şair “Bu kitapta yazdıklarım, sözünü ettiğim yaşanan ilişkiler bütünü içinde, türün bir bireyi olarak şiir dilinde söylemlerim ve anlatmak istediklerimden oluşmaktadır” derken Sunuş yazısında, aslında onun şiir sanatı üzerine düşünecek ve söylenecek pek bir şey bırakmıyor diye düşünülebilir; fakat yine de ben şunu sormak istiyorum size: şiir üzerine düşünme pratiği ve bunun yazılı sonuçları bugün ne denli anlamlı? Çok güzel bir soru, hani derler ya, bir öğrenci söylemiyle “Çalıştığım yerden geldi!” diye. Öncelikle şiir pratiğinin bize verdiği ödev, toplum seremonisi içinde bireylere aktaracaklarımızın anlaşılır olması yani içine yalınlık, iyi bir dil kullanımı, onunla duygudaşlık olabilme bağının kurulmasına yönelik yakınlaşma gibi, düşünürsek daha başka şeyler de ekleyebiliriz. Ancak burada göz ardı etmememiz gereken bir durum var; bizim amaçladığımız düşündürmek edimini daima ön planda tutmak. Şimdi başka bir yere geliyorum, peki bunu hangi bireyler üstüne bir vazife alıp kendisi aydınlanıp  ve diğer bireyleri aydınlatacak. Öncelikle belirleyici olabilecek bir öngörüye gelelim. Bu nedir? Düşünen bir özne vasfını almışsa insan, kendi akıl süzgecinden geçirerek doğru ya da yanlış her şeyi topladığı belleğini kimseye ipotek olarak vermemesi, bilincini aydınlık tutması. Bu konu üzerinde çok konuşulabilir şüphesiz. Az önce sözünü ettiğimiz kendimizi tanımamız gerekliliğinde olmazsa olmazımız olan okumak eyleminin yaygınlığının kazanılması ve bu sıçramayla ancak insanları nasıl insan oldukları bilincine vardırabiliriz. Dünya ölçeğinde okuyan, aydınlanan ve aydınlatan insan profilinin öncelikle Avrupa, sonrasında Kuzey Amerika; sonrasında da kısmen Güney Amerika; Asya’da Japonya, Kore ve Çin ağırlıklı olduğunu söylemek mümkün. Diğer ülkeler için ki, ülkemizi de buna katarsak yanlış olmaz. Siz işin içindesiniz ülkemizde ne kadar kitap, gazete ya da dergi basılıyor ve okuyanı ne kadar? Sonuç olarak aklını ipotek eden, düşünmeyen bir birey profili gerçeğinle yüz yüzeyiz. İş; iyi niyete, yılmadan olanaklar çerçevesinde üretmeye ve az da olsa yoldaş insanlarla aile çevremizden başlayarak aklımızı, belleğimizi, bilincimizi koruyarak aydınlatmaya ve aydınlanmaya kalıyor. HALİL GÖKHAN

  • Hayal Defterindeki Minik Kalemler

    2023'te iki değerli kitaba imza atan yazar-eğitim koçu DÖNDÜ POLAT'ın ilkokullu yazarlarla oluşturduğu "Hayal Defterindeki Minik Kalemler" kitabı ilgi görmeye devam ediyor. Çok aktif bir eğitim yaşamı bulunan yazar bu meşaleyi tüm eğitsel tepelerin ardına ve zirvesine taşıyarak bizleri ışıtmaya devam ediyor. Önsöz Bir çocuğa verebileceğimiz en önemli hediye onlara sorumluluk vermek ve özgürlüğü hissettirmektir. Bu çalışmayı tasarlarken öğrencilerimize duyduğumuz güvenle onların yaratıcılığını keşfetmek ve özgür bir alan yaratarak hayal güçlerinin varabileceği noktaları görmek istedik. Okumak ve okuduğunu anlamak hayatımızın her döneminde çok büyük önem taşımaktadır. İş yerimizde, okulda, sınavlarımızda ve hayatımızın birçok noktasında zamanı iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. Hızlı okuma egzersizleri ile ilgili teknik geliştirme konusunu okulumuzda öğrencilerimizle buluşturma aklımıza geldiğinde çocuklarımızın dikkatlerinin daha gelişeceği, beyinlerinin daha hızlı öğrenmeye başlayacağı, okuduğunu anlamakla hayata bakışlarının değişeceği gerek dersleri ile ilgili çalışmalarında gerekse ileriki yaşlarında iş hayatlarında hızlı okumanın faydalarını görmeye başlayacaklarını göreceklerini düşündük. Koyduğumuz hedeflerde ulaşmanın en iyi yolu doğru zamanda doğru insanlarla karşılaşmaktır. Döndü Polat öğretmenimizin bu derste öğrencilerimizle buluşması neticesinde bu güzel kitap ortaya çıkmıştır. Bu kıymetli çalışmayla çocuklarımızın hayatında bırakılacak anlamlı iz çocuklarımızın ileride başaracaklarının başlangıcı olması ve güzel başarılara imza atmalarını temenni ediyorum. Bu çalışmada büyük emek harcayan değerli öğretmenimiz DÖNDÜ POLAT’a, çocuklarımıza, onları yetiştiren öğretmen ve ailelerine teşekkür ediyorum. KEREM OSMANOĞLU Kitaba Başlarken Okumak sihirdir. Bu sihrin ürünü ise öğrenmektir. Bilmediğiniz dünyaları size tanıtır, bilmediğiniz coğrafyaları size gezdirir, bilinmeyen kapıları aralar, bildiklerinizin ayrıntılarını detaylarını benzerliklerini veya farklılıklarını size gösterir. Bundan dolayı okumak sihirdir. 3-A ve 3-C sınıfları ile çıktığımız okuma yolculuğu beni gerçekten çok etkiledi. Kadriye Kemal Gürel İlkokulu, öğrenci kulübü “hızlı okuma” dersi olarak başladık. Başlangıçta benim için farklı bir uygulama alanı olacaktı. İlk defa bu kadar küçük yaşta bir grup ile uzun süreli çalışacaktım. Sevgili çocuklar için de tanımadıkları bir öğretmen ve ders okuma dersi “kim sever ki”… İki tarafta tedirginlikler olsa da sonuçta ortaya çıkan tam bir öğrenme süreci oldu. Öğrencilerimiz ile başladığımız çalışma okuma çalışmasıydı. Okuduğumuzu anlamlandırmak için okuduğumuz satırları kafamızda canlandırmamız, canlandırma yaparken birbirine bağlamamız gerekiyordu. Bunu sağlayabilmek için de hayal kurmamız gerekiyordu. Zamanla okuduklarımızı canlandırmanın daha etkili olduğunu gördük. Dersimiz devam ederken hem okumayı seven ve günlük okuma alışkanlığı oluşturan, okuduklarının içeriğini ifade edebilen aynı zamanda yazmayı da düşünür bir hale geldik. Elinizdeki kitapta yer alan öyküler tamamen çocuklarımıza aittir. Kitapta iki sınıftan oluşan toplam yedi grubun öyküleri yer almaktadır. Öykülerin içeriklerine, olay, olay kurgusu, devamlılığı gibi alanlarda hiçbir düzeltme yapılmamış tır. Onların kaleminden çıktığı gibi yer alması istenmiştir. Düzeltmeye gidildiğinde çocukların kalemlerinin özgünlüğünün kaybolacağı düşünülmüştür. Çalışmayı yaparken amacımız çocuklarımıza yapabileceklerini gösterip özgüvenlerini arttırmaktır. Minik kalemlerin hayallerini, maceralarını keyifle okumanız dileğiyle… DÖNDÜ POLAT Hızlı Okuma Eğitmeni

  • Sefer Örçen'in 7. Kitabı: Düşünülmüş

    bütünlenmiş görülmüşlüğe özenle somut çizgilerin uzayan benzeyişleri, değer kazanmış mutlak ipuçlarının geçerliliği çoğu soruların yanıtını verecek sonsuzlukla işleyen yapılmışlık, bir kalkışmanın kendindenliği uyuşumunda her döngünün ayrıntısı düşünülmüş. SUNUŞ İnsan, yaşantı dünyasında özellikle düşünen bir varlık ve kendine özgü özne olma durumuyla, ilk ortaya çıkışından günümüze gelişimini sürdürmüş ve sürdürmeye devam etmektedir. O, kendi türüne özgü topluluğu içindeki ilişkileriyle ve yönlendirici kimliğiyle yeryüzünde kazanmış olduğu sosyal konumunu korumaya çalışmaktadır. İnsanın bir birey olarak kendini tanıma konusundaki çabalarının yanı sıra, diğer bireylerle olan ilişkilerinden yansıyan etkileşimleri, düşünsel edimlerinde belirleyici olmuştur. Bu kitapta yazdıklarım, sözünü ettiğim yaşanan ilişkiler bütünü içinde, türün bir bireyi olarak şiir dilinde söylemlerim ve anlatmak istediklerimden oluşmaktadır. Öncelikle duyguları ve düşünceleri bağlamında kendini ortaya koyan bir özne durumuyla, yaşam seremonisinde olanlar/olacakların deviniminden yansıyanları kendi yorumumla aktarmaya çalıştım. Bu yansımalardan kökenli şiir adlarıyla vurgusunu yapmaya çalıştığım dizelerin ağırlıklı olarak “insan felsefesi”ne yakınlaşan anlam bütünlüğü içinde okundukça daha anlaşılır olacağı düşüncesindeyim. “Düşünülmüş” adlı bu şiir kitabında; başlangıçta yer alan 50 şiirin devamında, Ömer Hayyam’a atfen 6 dörtlükten oluşan ‘Rubailer’ ve son bölümde ise ‘Dörtleme’ başlığıyla yeni bir formatla yazılmış 20 şiir yer almaktadır. Van, 2024, Sefer Örçen

bottom of page