top of page

"Sorguladığımız Sürece Felsefenin Tam İçindeyiz"

Atilla Özdemir, ilk kitabını henüz yayımlamış olsa da dünya işleri ve görevleri sebebiyle "dinlendirilmiş" bir yazar, yani kişisel üretimini, ortaya konuluşunu uzun süre bekletmiş ve hazır olmaya yaklaşmanın son kertesinde ortaya çıkmış. Bu konuda sosyal medyanın etkisini öne sürüyorsa da kadim bir gelenek ve kültür olan bilgeliğin açıkhavasına yeni çıkmış bizce. İyi ki de çıkmış. Çok keyifli, akıcı ve bilgilendirici 30 yazıdan oluşan kitabını gerçekten salık veriyoruz. Bu kitaptan yola çıkan söyleşimiz sonrasında "Sohbet Kıvamında" keyifli okumalar diliyoruz size.



Atilla Özdemir'i tanıyabilir miyiz?


Aslen Yusufeli, Artvin’li olup 1964, Siirt Kurtalan doğumluyum. İlk, orta ve yüksek öğrenimimi Batman, Siirt ve Ankara’da tamamladım. Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Gıda Bilimi ve Teknolojisi (bugünkü Gıda Mühendisliği) bölümünden mezun oldum. Meslek hayatımda hep balık ve balıkçılık çalıştım ve bu süre içinde yüksek lisans ve doktoramı tamamladım. Eşim su ürünleri mühendisi olup tüm meslek hayatımda birlikte çalıştık. Benimle aynı bölümden mezun meslektaş kız babasıyım. Meslek hayatım boyunca çok sayıda ülkeyi ve şehri görme şansı buldum. Halen Ankara’da yaşıyorum ve emekliliğin tadını çıkarıp değerlendirmeye çalışıyorum.


Bu ilk kitabınız. Tebrik ederiz. Kapak yazısındaki önsöz alıntısında açıkça söylediğiniz gibi "yazmasanız da deli olmazdınız"; beyan elbette esastır. Ve kitabınız yayımlandı. Yazmak mı kitap yayınlamak mı hangisi akılcı veya delice sizce?


Aslında yazma ile ilgili ne bir geçmişim ne de bir eğitimim vardı. Her şey yazabildiğimin farkına varmamla başladı. Bu farkındalığı sağlayan en önemli dönüm noktası ise instagram hesabımdan paylaştığım fotoğrafların altına yazdığım kısa yazıların takipçilerim tarafından beğenilmesi ile başladı diyebilirim. Ancak farklı kesimden gelen bu beğeniler arttıkça yazma konusunda bir özgüven başladı. Sanırım yazma konusunda en önemli kilometre taşlarından biri çevreden gelen beğeni ve takdirlerin bazen gereksiz ve ölçüsüz bir cesarete ve özgüvene yol açması. İşte bu noktayı anladığım an birçok defa geri çekildim ve yazdıklarıma defalarca baktım. Yani bir delilik yapıp; evet, tamam, yazdıklarım çok iyi, zaten çok beğeniliyor, hemen yayınlamalıyım demedim, diyemedim. Deli konusu da kitabın içinde yer alan bir konu. Yazmanın kendisi bir delilik mi bence biraz ama delilikten ne kastettiğimize bağlı. Sanırım bu noktada “farklı olmak ve/veya fark yaratmak” isteği önemli bir nokta. Kesin sınırlar çizilemese de yazmak akılcı yayınlamak ise biraz delice geldi bana. Çünkü yazmak içe yayınlamak dışa dönük bir eylem.


SOHBET KIVAMINDA'nın deneme konularının yelpazesi oldukça geniş. Kitabın özel bir serüven geçmişi varsa ya da yazı ve yayın yolculuğu hakkında neler söyleyebilirsiniz?


Yukarıda bahsettiğim üzere, yazılarımın hacmi artınca, instagram gibi dikkatin çok hızlı dağıldığı bir sosyal medya ortamının uzun yazıların okunması için yeterli ve uygun olmadığını anladım. Zira okumadan çok görmeye odaklanılan bir ortam. Ancak zaman içinde birbirinden çok farklı fotoğraf veya videoların altına yazdığım yazılar çoğalınca bunları bir düzene koyma ihtiyacı doğdu. Ancak bu düzen hiçbir zaman sistematik bir şekilde gelişmedi. Yazılarım belli bir hacme ulaşınca yazım kuralları ve bütünlüğü açısından bir yazarlık eğitimine ve dolayısı ile bir bilene danışma ihtiyacı duydum. Bu aşamada değerli yazar Sayın Hatice Üzgül’den profesyonel destek aldım. Kendisine şükranlarımı sunuyorum. Ancak halen onun ulaşmamı istediği noktaya gelmiş değilim. Bunun cesaretle ve yardımla çıkılmış bir yol olduğunu düşünerek zaman içinde kendimi daha çok geliştireceğime inanıyorum. Bu kitap için ayırdığım otuz yazının konu yelpazesi gerçekten çok geniş. Belki de kendimi tek bir konuya bağlanacak kadar yeterli hissetmemenin de etkisi olabilir. Ancak konu başlıklarının kendiliğinden ortaya çıkmasına ister tesadüf ister kader diyelim sonuçta otuz ayrı konuda farklı hacimlerde otuz yazı çıktı ortaya. Bu yazıların sadece yazılması değil ama aynı zamanda başkalarına da ulaşması da duygusal tatminin önemli bir parçası elbette. Ancak bu ulaşmanın hangi yolla olabileceği konusunu bir süre düşündüm. Hatta bir podcast kanalı üzerinden düzenli paylaşım yapmak fikri de doğmuştu ama sanırım biraz daha zor olanı seçip yani biraz delilik yapıp basım yoluyla okuyucuya ulaşmasına karar verdim.

Deneme türünün, felsefeci olmayan edebiyatçılar için bir ukde konforu alanı olduğu söylenebilir, katılır mısınız? Felsefe ile aranız nasıldır?


Başlangıçta yazdıklarımı herhangi bir kategoriye sokmakta zorlandım diyebilirim. Deneme türünü; yazar tarafından belirli bir konu seçilerek kişisel görüşlerini bildirdiği kısa türdeki yazılar olarak tarif edersek, evet, yazdıklarım bir denemedir. Ancak küçük bir fark yaratabilir miyim düşüncesinden hareketle düşüncelerimi sohbet tarzında yansıtmaya çalıştım. Hatta bu sohbet tarzı kitaba ismini dahi vermiş oldu. Düşünce ve fikirler bilgiden doğduğuna göre bilgi olmadan fikir olmaz. Kitapta geçen her konuda yeterli bilgim olduğunu iddia edemem zaten bilginin bir sınırı da yoktur. Bu sınırlı bilgi ile bende oluşan fikri, dayatmadan ve ikna etmek zorunda olmadan sohbet kıvamında aktarmaya çalıştım sadece. Yazılar bir kitap boyutuma gelince gerçekten de deneme türünün aslında hem çok zor hem de bir yönden kolay bir tür olduğunu hissettim. Kolay gibi görünüyor zira yazdığınız yazılar ve fikirler tamamen size ait ve sanki kimseye hesap verme zorunluluğu yokmuş gibi duruyor. Oysa paylaşılan her fikrin sizi ömür boyu hatta belki de çok uzun yıllar boyunca bağlayacağını ve öylece anılacağınızı bilmek birazcık ürperti verici gibi. En azından ben öyle hissettim. Tabii deneme türünde ilk okuduğum kitap, herkesin yaptığı gibi Montaigne’in “Denemeler” kitabı olmuştu. Aslında lise döneminde okuduğum eseri o gençliğin verdiği hava ile tam anlayamamışım. Kitabı tekrar okuduğumda ise aklımdan geçen şey tam olarak şuydu: “Vay be, adam 1500'lü yıllarda bunları yazmış”. İşte bu düşüncenin benim yazdıklarıma böyle bir yaklaşım kazandırmasını istedim. Tarihe mal olmuş biri ile yazmaya henüz başlamış birinin kıyaslaması asla değildir bu. Ancak kazandırdığıdır diyebilirim. Felsefe ile hiç aramın olmadığını sanırdım. Ancak çok daha sağlıklı düşünme yaşına gelince aslında alınan her bilginin, öğrenmenin, oluşan fikrin, davranışın, hareketin kısaca hayatın her anının bir felsefe üzerine kurulu olduğu görülüyor. Var olan her şeyin kaynağını, anlamını ve nedenini sorguladığımız sürece felsefenin tam içindeyiz demektir. Bu açıdan bakıldığında deneme türünün; hakikati anlama, bilme, eleştirme, sorgulama, bilinç oluşturma, önyargıdan uzaklaşma ve saygılı olma gibi felsefenin işlevlerine uygun bir yazı türü olduğunu düşünüyorum.

Sırada hangi kitaplarınız, çalışmalarınız var?


Öncelikle bu kitabımın heyecanından bir nebze kurtulmam lazım sanırım. Halen benzer türde yeni yazılar yazmaya devam ediyorum. Yazma ve paylaşma arzumu bu kitabın göreceği ilgiye doğrudan bağlamasam da en azından yayın türü konusunda beni yönlendirebileceğini düşünüyorum. Tabii instagram paylaşımlarıma devam edeceğim zira orada çok kısaltarak yazdıklarımın çoğu yeni yazıların başlangıcı oldu benim için.

Bu kitap ile kime/kimlere ulaşmak istiyorsunuz?


Tek bir gönüle dahi dokunabilirsem amacıma ulaşmışım demektir. Ama çok sayıda gönüllere ulaşabilirsem, yazılarımdan birisinin de konusu olan, GÖNÜL KÖPRÜSÜ kurmuş olurum. Ayrıca bu kitabın, benim kitap ile insan arasındaki ilişkide rolümü çizdiğine inanıyorum. Bu kapsamda dört farklı kişi ve rol düşünüyorum; kitap okuyan, kitap yazan, kitap satan ve bir kitabın konusu olan. Bu yazıların konusu aslında benim dolayısı ile bu dört rolü de üstlendiğimi düşünüyorum.





34 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page