top of page

Kaybolanlara Açık BAKKAL



Candan Selman, 5. öykü kitabı Bakkal’da bu dükkânın kapısından giren ve birbirine usulca değip geçen hayatların izini sürüyor. Her öykü, sıradan bir nesnenin etrafında açılırken, aslında insanın kendi içine doğru yaptığı o sessiz yolculuğu anlatıyor.

Bakkal Efendi’nin tembihleriyle örülen bu anlatı halkasında, bir mahalle yavaşça kuruluyor. Birbirini tanımayan ama birbirine iz bırakan insanların mahallesi. Bu söyleşide Candan Selman’la, eşyaların hafızası, küçük anların büyük anlamları ve kaybolanlar için hep açık kalan o kapı üzerine konuştuk.


Bakkal’da sıradan bir mahalle dükkânı aslında bir tür hafıza mekânına dönüşüyor. Sizce insanların hayatları gerçekten birbirine mi değiyor, yoksa sadece aynı raftan geçip gidiyorlar mı?

Bence insanlar çoğu zaman birbirine değdiğini fark etmeden geçip gidiyor. Birinin aldığı akide şekeri, bir başkasına çocukluğunu hatırlatabiliyor mesela. Ama o iki insan belki hiç konuşmuyor.

Aynı rafın önünde duran hayatlar, birbirini bilmeden birbirine iz bırakabiliyor. İnsan bazen bir cümleyle, bazen bir bakışla, bazen de sadece orada bulunarak başka birinin hikâyesine küçük bir çizik atıyor.



Kitapta her öykü bir ürünün etrafında şekilleniyor: akide şekeri, leke çıkarıcı, mum… Eşyaların hafıza taşıyıcısı olması fikri nereden doğdu?

Çünkü ben hatıraların insanlardan çok eşyalara sinip kaldığına inanıyorum.

Bir ev boşaltıldığında bunu fark ediyorsunuz. İnsanlar gidiyor ama bir fincanın kulpunda, bir defterin sayfasında, bir kavanoz kapağında bir hayat kalıyor.

Bakkal’daki eşyalar da biraz böyle. Onlar sadece satılan şeyler değil; birinin bekleyişini, birinin pişmanlığını, birinin çocukluğunu taşıyor.


Bakkal Efendi’nin yazdığı tembihler kitabın omurgasını oluşturuyor. Bu tembihleri yazarken önce öyküler mi geldi, yoksa tembihler mi?

Bazen tembih önce geldi, bazen hikâye. Ama çoğu zaman şöyle oldu:

Bir cümle aklıma düştü.

Sonra düşündüm: Bu cümle hangi hayatın başına gelmiş olabilir?

Mesela “Silinmeyen iz, yok sayıldıkça büyür.” cümlesini yazdığımda henüz Suzan yoktu. Ama sonra fark ettim ki o cümle bir gün birinin hayatı olmak zorunda.


“Bekleyen bozulmaz sanırız; oysa çürümek de bir tür bekleyiştir.” gibi tembihler oldukça felsefi. Bakkal Efendi sizin için bir karakter mi, yoksa bir anlatıcı sesi mi?

Sanırım ikisi de değil.

Bakkal Efendi biraz mahallelerin eskiden sahip olduğu bir bilgelik gibi. Her şeyi görür ama çok konuşmaz.

Bazen bir komşu teyzenin ağzından çıkar o sözler, bazen bir dükkân sahibinin.

Benim için Bakkal Efendi, hayatı uzun süre izleyince oluşan o sakin akıl.



Öykülerde insanlar çoğu zaman bakkaldan bir şey satın almak için değil, sanki bir duygunun peşinden içeri giriyor. Bu dükkân sizin için neyin metaforu?

Belki de insanın kendi içine girdiği küçük odaların metaforu.

Bakkala girenler aslında biraz kendi içine bakıyor gibi. Bir rafın önünde durup geçmişi hatırlıyor, bir ürünün etiketine bakıp birini özlüyor. Bazen bir dükkân, insanın kendi kalbi kadar kalabalık olabiliyor.


Küçük nesneler büyük duygular taşıyor. Bir akide şekeri ya da bir mum koskoca bir hayatın sembolü olabiliyor. Bu sizin yazı yaklaşımınızın bir parçası mı?

Evet, galiba öyle.

Çünkü hayat büyük olaylardan çok küçük şeylerde saklanıyor.

Birinin size verdiği tek bir şeker, yıllar sonra bile hatırlanabiliyor. Ama büyük sözler çoğu zaman unutuluyor. Ben yazarken hep o küçük şeylerin peşinden gidiyorum.


Öyküler tek tek okunduğunda bağımsız ama birlikte okunduğunda bir mahalle hissi oluşuyor. Bu yapıyı kurarken özellikle düşündüğünüz bir mimari var mıydı?

Evet, biraz mahalle gibi düşündüm kitabı.

Her evin ışığı farklı yanar ama hepsi aynı sokakta durur.

Bir hikâyede geçen bir isim başka bir hikâyenin penceresinden görünebilir.

Okur fark etmese bile o mahallede dolaştığını hissetsin istedim.


Eğer gerçekten böyle bir bakkal bulsak ve içeri girsek, sizce raflarda en çok hangi insan duygusu tükenmiş olurdu?

Sanırım aceleyle harcadığımız şeyler tükenirdi. Sabır mesela. Beklemek.

Birinin hikâyesini sonuna kadar dinlemek.

Ama o bakkalda bazı duygular bitse bile yerine yenileri gelir. Çünkü insanlar hâlâ seviyor, hâlâ hatırlıyor, hâlâ kayboluyor.

Ve kaybolanlar için kapı hep açık kalıyor.


Teşekkürler Candan Selman.




Bakkal
TRY 350.00
Satın Al


Yorumlar


bottom of page