top of page

Toplu Şiirler Mevsimi

Tadını hatta bahçesini kendine saklayan bir olgunluk meyvesi ağacıdır Bülent Güldal. Tevazu ya da üst şiirsel farkındalık (bu sözcüğü çok sevmesem de tam yeri doğru kullanım olarak) evrenin kıyısında ama Şiir'in tam ortasında, sözün kanatlarıyla da Kazdağı yükseklikleri neler söylüyorsa o sözlerin zirvesinde konumlamıştır kendisini. Mekân değil Zaman şairidir daha çok. Yer değil, Hep'lik, devamlılık ustasıdır... Bitmeyen şarkılarla çağından zerre kopmayan ve gelecek zamanlara da ışık veren bir ses. 2020 senesi her şeye rağmen onun için şiirsel gerçeklerin tam odağında, acıların, zorluk ev felaketlerin kucağında son derece üretken ve verimli kılmıştı onu, "nedense". Tabii kafamız karıştı. Yılda 4 kez meyve veren ağaç mıdır yoksa bir olgunluk meyvesi ağacı mı? Kendisine sorduk bizzat bu ve bunları, alkışlar içinde...


Sevgili Bülent Güldal. 2020 diyorum öncelikle. Yeni şiir kitabı yönünden yılın en verimli üretken şairisin. Öncelikle tebrik etmek ve hemen sormak istiyorum: Neden 2020?

“Çünkü asıl şiirler bekler bazı yaşları” diyor ya değerli şair Behçet Necatigil, şiirle içli dışlı olan yani şair olan için geçerli bu söz. Geçmiş yılların bilinçli birikimi bir anda patlamalarla geliyor. Gözüne ilişen her nesnenin şiir dilini işitiyorsun. Pencerene gelen bir kumrunun, ayaklarına dolanan bir kedinin, önün sıra giden bir güzelin rüzgârı şiir fısıldıyor. Türevi olduğumuz doğa başlı başına bir şiir. Yüzümü topluma döndüğümde: Dünyayı mezbahaneye çeviren sorunlular arasında yaşayan sağlıklı insanın duygu ve düşüncesinin alabora olmaması olası mı? Bataklık suyunu kevser niyetine içenlerin iniltileri duymazdan gelinebilir mi? Gözlerinizin önünde olanlara sırt çevirip de ‘iç bade sev güzel’ türküsüyle ömrünüzü tüketebilir misiniz? Bu soruların yanıtı evetse, birkaç damla küflü sudan başka bir şey kalmayacaktır avuçlarınızda, şiir adına. YAĞMUR SALKIMLARI'nı da tebrik ediyorum, yılın sonu kitabını. Sanırım yağmur imgesi, dahası su ve genellikle doğa, Bülent Güldal şiir sanatında yaşamın düşünselliğini insana, insana doğasına ve insanın doğada, doğaya karşı duruşuna bağlayan en önemli biyolojik ve spiritüel figür. Yağmur Salkımları, şüphesiz senin şiir mevsimlerinin Güz'ü olmalı ne dersin? Farkında olmadan bütün kitaplarımın isimlerini doğaya ilişkin koydum; Dördüncü Cemre, Durgun Sis, Anası Okyanus, Sabaha Biriken, Yağmurkuşunun Türküsü, Şakayık Şelâlesi, Şehla Menekşe, İçli Bir Türküdür Ömür Güz Dallarının Dilinden ve Yağmur Salkımları. Bir de şair dostlarla yazdığımız ve kitaplaşan ortak şiirler var; Şiirtüven Sofrası Ezgileri (Ahmet Uysal- Ahmet Günbaş ile), Beton Ağaçlar Altında (Osman Serhat Erkekli ile). İnsanı doğanın dışında düşünmek, ona ayrıcalık tanımak bana göre anlamsız. İnsan da bütün kımıltıların içinde, kendine özge bir figür. Doğayı parçaladığı oranda yaşamı adına onarıyor, diğer canlılar gibi. Artı eksi sonsuzun içinde yeni tanrılar icat ediyor kendine. Öyle bir zaman geliyor ki bunlardan vazgeçmesini de biliyor. İnsanlık merdiveni diyorum ben bu duruma. Şu an kaçıncı basamağında olduğumuz tartışılır ama bir gerçek var ki, aşağılardayız halâ. Kamu emekliliğinden bu yana Edremit'tesin. Şiirsel natüralizminin bir şekilde daha derinlemesine şekillendiğini tahmin edebileceğimiz bir ikamet bu, süresi de az değil. Nasıl geçti, geçiyor Edremit ve Körfez-Ege yaşamın, her çehresiyle? 1993’ün Temmuz ayından bugüne Edremit’te yaşıyorum. Dağın ve denizin türkülerini dinliyorum. Bu coğrafyaya geldiğimde, kimi dostlarım şiirimin biteceğini söylemişlerdi. Şiiri metropollere ait olarak görmüş ve bence yanılmışlardı. Bir dergide şunları yazmıştım: Taşra sözcüğünün anlamı şöyle tanımlanıyor sözlükte: “Bir ülkenin başkenti ya da en önemli kentleri dışındaki yerlerin tümü,dışarlık.” Bir de taşra ağzı var: “Yazı dilinin dayandığı belirli bir kent konuşması dışındaki bölge ağzı” olarak tanımlanan. Konumuz şiir olduğuna göre, hayatın nabzını tutan dizelerin kentlerin uzağında yazılıp yazılamayacağını sorgulayalım kendimizce. Kentleri önemli kılan unsurun kuru ve birbirini yiyen kalabalığı olduğunu sanmıyorum. Şiirin stratejiyle de bir ilintisi olamayacağına göre bu unsuru da bir kenara bırakalım. Kentlerin dokusu ve kültürel mekânların çeşitliliği, sürekli artan kımıltılar kalıyor geriye. Bir de, ki en önemlisi, siyasi ve ekonomik açmazlar yüzünden, her gün birbirine biraz daha yabancılaşan hatta düşman kesilen karanlık bir kalabalık. NASIL YAZIYORLAR (2013) kitabımızın Bülent Güldal bölümünde 9 soruma bir yazıyla topu yanıt vermiştin. O karşılıkların bir yerinde "Yürüdüğüm yolda, yüksek yamaçlardan mavi derinliklere ya da kıyılardan zirvelere doğru uzayan bakışlarıma dolan nesneleri, hayatın kendiliğinden söylediği hiç bitmeyecek şiire benzetiyorum," demiştin. Söyleşi, 2013 öncesine de uzanıyor aslında yani 10 yıl geçmiş en azından. Bu sözlerinden Yağmur Salkımları'na kadar Şiir sende ve dünyanda, Türk şiirinin yaşadığı her yerde sence nasıl geçti? 2020 sanırım her bakımdan yoğun karamsarlık izleri bırakan bir sene olarak bitmeye doğru gidiyor. Senin "Bütün mevsimleri güz olan bir yüz yılın içerisinde" sözlerini de anımsatarak, hatta çok yakında gerçekleşen İzmir depremi felaketinin de taze acılarıyla bu kalıcı güzlerin mevsimin de ötesinde şiirsel dökümlerini yapan bir şair olarak neler hissediyorsun Şiir ve Güz'el Yaşam üzerine? Dağın zirvelerine çeviriyorum bakışlarımı; yumuşacık rüzgârların uğultusu doluyor ciğerlerime. Yatağına sığmayan bir ırmağın coşkusuna kapılıyorum. Güneşin, ayın ve yıldızların bir görünüp bir kaybolmalarına, yeryüzünün ve gökyüzünün bin bir türlü hallerine akıl erdirmeye uğraşırken masallar üreten ve ürettiklerinin esiri olan ilkel insanı düşünüyorum. Yağmur Salkımları, her bakımdan Bülent Güldal'ın olgunluk dönemi meyvelerinden sayılmalı. Her şiir kitabının ayrı bir kişilik evresi olduğu kuşkusuz. Gözlemlediğim kadarıyla BG şiirinin üstyapısı düşünsel natüralist bir çatıya sahip olduğundan bir hayli sağlam bir poetikaya sahip. Yani söz asla rastgele şiirsel uzamına atılmamış savrulmamış kendi evreni içinde. Kendi şiirin ve Şiir hakkında Yağmur Salkımları'na ve bilinen ilk (kadın) şair Enheduanna'ya kadar düşüncelerini bu söyleşiyle tarihe de tanıklık açısından alabilir miyiz? Ömrümün, son aşamada ölüme dahil olacağını biliyorum. Belki bu yüzden farkında olmadan çok yazdım. İçinden geçtiğim zaman dilimlerini şiir diliyle anlattığım oldu. Kavgada bile hasmını tart / sencileyin âşık mı? demiştim bir şiirimde. Aşk olgusunun kadın-erkek ilişkisine indirgenmesine karşıyım. Hayatın bütün kımıltıları aşka dahil ve aşkla anlam buluyor. Bir kum tanesini, bir kediyi, bir sokağı vb. anlama evresinden sonra, şiire yükleniyor kelimeler bende. Hani bilgi demiştim ya, kelimelerin omurgasını bu gerçek oluşturuyor, sanırım. Bu noktada lirizm giriyor devreye. Yani insanın en ince yanı. Şiirin endamı mı, diyelim? Türk şiirinin yazılı uçlarında kafamı da karıştıran bir konu var: "Benim"likler. Sen bir ara "benimsediğim, ‘benim’ dediğim dergilere yazmak gerektiğine inanıyorum" demiştin. Benim şairim, yazarım... Benim yayınevim, dergim vb. Bu konuyu biraz açar mısın? Yaklaşık on beş yıl önce Uluslararası bir edebiyat etkinliğine katılmıştım: Benimsediğim kimi şairler şiirin cin’inden, vahy’den söz ettiler. Buz gibi soğudum bu kişilerden. Bir de şu “İlk Dize Tanrı’dandır” deyişine hiç katılmıyorum. Bu deyişler bu kavramlar sonsuzun ve sınırsızın yakasına sonradan, insan tarafından iliştirilmişlerdir. Oysa evren tüm ihtişamıyla gözlerimizin önünde, şiir gibi dönüp durmaktadır. Kutsal kitapların sözleri üstünde şiir yoktur, diyenlere uzağım. Yani şiiri bir zaman dilimine hapsedip, orada dönüp duranlara. Bu yüzden düşlerime, düşünceme yakın dergileri, yayınevlerini benimsiyorum. Çünkü güzelin, güzelliğin sınırı yok. Son olarak yeni kitaplar projeler fikirler neler Bülent Ağabey? Çok yazıyorum demiştim. Kimileri bu yönümü eleştirse de, asıl olan beni içine çeken ve söyleten şiirin ırmağı. Bu bağlamdaki eleştirileri önemsemiyorum bu yüzden. Bir bülbüle kim/ kimler ötme, diyebilir? Önümüzdeki yıl için hazırladığım bir şiir dosyam daha var. Belki bunun için de konuşuruz seninle. Bu söyleşi için tüm yüreğimle teşekkür ediyorum sevgili Halil Gökhan.


(2020, Edremit)











51 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page