top of page

Temmuz Konuşmaları #1 12 Temmuz

 

Her yazarın bir doğum tarihi vardır; ama her yazarın doğduğu bir mevsim de vardır. Kimi sonbaharın uzun gölgelerinde düşünmeyi öğrenir, kimi ilkbaharın telaşlı filizlenişinde, kimi de yazın ortasında, güneşin zamanı ağırlaştırdığı günlerde.

Temmuz Konuşmaları, doğum günlerini yalnızca biyografik bir ayrıntı olarak değil, yazarlığın görünmeyen iklimlerinden biri olarak okumayı amaçlayan bir söyleşi dizisi. Takvimdeki bir günü vesile ederek yazarlara çocukluklarını, yazıyla ilk karşılaşmalarını, yıllar içinde değişen bakışlarını, bugününü ve henüz yazılmamış yarınlarını soruyoruz. Her söyleşi, bir kitabın sayfalarından başlayıp hayatın kendisine uzanan uzun bir yürüyüş.

Bu dizide yalnızca eserlerden değil; mevsimlerden, kentlerden, hayvanlardan, okurluktan, yalnızlıktan, umutlardan ve zamanın insan üzerinde bıraktığı izlerden de söz edeceğiz. Çünkü bir yazarın kitapları kadar, onları yazdığı iklim de önemlidir.

Temmuz Konuşmaları'nın ilk konuğu, kedileri, kitapları ve sevgiyi birbirinden ayırmayan yazı evreniyle Ayşım Okudan. Onun cevaplarında sık sık aynı üç kelimeyle karşılaşıyoruz: sevgi, kedi ve kitap. Belki de bütün yazarlığın özü, tam bu üç kelimenin kurduğu görünmez üçgende saklıdır.

Doğum günü kutlu olsun. Nice güzel kitaplara, nice temmuzlara…

 

Bugün, 12 Temmuz 2026. Geride kalan yıllara bugünden baktığınızda hayatınızı en çok hangi üç kelime anlatıyor? O kelimeler hangi dönüm noktalarında anlam kazandı?

 

Sevgi- Evren sevgiyle yaratıldı. Her canlının özünde sevgi var. Sevgiyi beslediğinizde kendinizden başlayarak çevrenize ve dahi dünyaya yüksek bir frekansa sahip olan sevgi frekansı yayarsınız. Ben de önce hissiyatla, yıllar içinde ise bunun bilinciyle var olan her şeye sevgiyle bakmayı, olaylara, durumlara, kişilere sevgiyle yaklaşmayı ve mümkün olduğunca sevgiyi beslemeyi ve yaymayı amaç edindim. Ve hayatı bu doğrultuda yaşıyorum, algılıyorum ve özümsüyorum.

Kedi- Tüm hayvanları, börtü böceği çok seviyorum ve ayırt etmiyorum ancak çocukluğumdan bu yana kedilerle yaşadığım için özellikle onlardan öğrendiğim ve yaşamıma kattığım çok şey var. Spiritüel / ruhsal anlamda beni çok geliştirdiler ve farkındalıklarımı artırdılar.

Kitap- Yine çocukluğumdan bu yana benimle olan kitaplar var sırada…

Bugünüme gelene dek daima benimle olan kediler, kitaplar ve sevgi. Yaşamımı şekillendiren, beni ben yapan.

 

Temmuz insanı olmak… Yazın ortasında doğmuş biri olarak mevsimlerle aranızda nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

 

Sizin karakterinizde güneşin, denizin, sıcaklığın ya da uzun günlerin payı var mı?

Ilıman ve sıcak iklimleri seviyorum. Haliyle güneşin varlığı ve ısısı beni çok mutlu ediyor ve enerjik olmamı sağlıyor.

Mevsimlerden kış ayları tabiri caizse kendimi nadasa bıraktığım, daha çok içime çekildiğim aylar.

Deniz ise başka çok başka bir alem. Ruhumu, bedenimi, gözlerimi dinlendiren ve ayrıca içinde barındırdığı yaşamla beni kendine hayran bırakan…

 

‘İstedim ki önümde bir yol açılsın ve adımlarım kelimeler olsun.’

Kedibiyat bu cümleyle başlıyor. Bugün geriye baktığınızda gerçekten kelimelerin açtığı bir yolda mı yürüdüğünüzü düşünüyorsunuz? Yoksa yazmak, yürüdüğünüz yolu sonradan mı görünür kıldı?

 

Ve devam cümlesi;

Virgülüne, ünlemine basarak ilerleyeyim ama noktaya gelince durmasını bileyim.

Bir metinde yazının kelimelerle bağı misali bizim de yaşamda bedenimizle, ruhumuzla ayrılmaz bir bağımız var.

Nasıl ki cümlelere eşlik eden noktalama işaretleri varsa bizim de duygularımız ve duygularımıza yüklediğimiz anlamlara bağlı tepkilerimiz var.

O yüzden yazarken de yaşarken de her biri birbirine bağlı ve ayrılmaz bir şekilde yoluna devam ediyor.

Henüz noktaya varmadığım için yazmaya devam ediyorum.

 

‘Okuma hastalığına tutulmuşum.’ Öykü Var, Okursan kitabındaki ‘Okur-Yatar’ öyküsü, okurluğu neredeyse biyolojik bir ihtiyaç gibi anlatıyor. Sonunda ise ‘Okumanın hakkından yazmak geliyor.’ fikrine ulaşıyoruz.

Sizin için yazmak gerçekten okumanın devamı mı? Yoksa ikisi bambaşka zihinsel alanlar mı?

 

Herkes için neden sonuç ilişkisine bağlı olmayabilir tabii ki… Ama evet, benim için belli bir yüklenmeden sonra artık yazarak deşarj olmalıyım aşaması geliyor.

 

Kediler kitaplarınızda yalnızca bir tema değil, adeta bir düşünme biçimi. Kediler size insanları mı öğretiyor, yalnızlığı mı yoksa özgürlüğü mü?

 

Kedilerin nimetleri saymakla bitmez.

Kedilerle yaşadığınız zaman saf sevginin tadına varıyorsunuz.

Canlıların alanına saygı duymayı öğreniyorsunuz.

Onların tavırlarından hareketle kimi zaman durmayı, durulmayı ve sadece gözlemci olmayı, sabrı deneyimliyorsunuz, kimi zaman neşeyi, coşkuyu hissediyorsunuz.

Dikkat edin bir kedi açsa yer, doyduğu anda en sevdiği yemek bile olsa devam etmez. Uykusu varsa uyur, temizlik saatiyse sadece ona odaklanır.  Gün içinde kedileri izlediğinizde yetinmeyi, odaklanmayı ve kendi içinize dönmenizi aynalarlar size adeta…

Ruhsal anlamda bana çok katkıları oldu.

 

Metinlerinizde gündelik hayat çok görünür, fakat gündelik olan hiçbir zaman sıradan kalmıyor.

Sizce iyi bir öykü, olağanüstü olaylar mı arar yoksa olağan olanının içindeki görünmeyeni mi?

 

Öyküden öyküye değişir.

Her öykünün farklı bir dinamiği var.

Öyküye hayat veren karakter/lerin veya yazarın beklentileri doğrultusunda her an her şey olabilir.

 

Bir dönem bankacılık yaptınız, sonra edebiyat hayatınızın merkezine yerleşti. Bugünkü Ayşım Okudan, gençlik yıllarındaki Ayşım Okudan’a tek bir tavsiye verebilseydi bu ne olurdu?

 

Tavsiyeden ziyade bugünkü beni ben yapan tüm yaşanmışlıklardaki rolü için teşekkürüm olurdu.

 

Yazarken önce karakterler mi gelir, ses mi, cümle mi, yoksa tek bir görüntü mü? Bir öykünüzün doğum anını mümkün olduğunca yakından anlatabilir misiniz?

 

Tek bir cevabı yok bu sorunuzun. Kimi zaman direkt öykünün sonu kimi zaman görünür, duyulur olmak isteyen bir karakter kimi zaman tek bir kelime…

Yukarıda ilk iki cümlesini paylaştığım Kedibiyat’ı nasıl yazdığımı paylaşmak isterim.

Kendi içinde beni çok mutlu eden bir hikayesi var çünkü.

Ben bir rüya gördüm. Rüyamda bir yayınevi sahibi Mırkhane’ye geliyor ve birlikte edebi bir çalışma yapıyoruz. Bana bir kelime veriyor ve o kelimeden hareketle birkaç cümle yazmamı istiyor. Ben de aşağıdaki iki cümleyi yazıyorum:

‘İstedim ki önümde bir yol açılsın ve adımlarım kelimeler olsun. Virgülüne, ünlemine basarak ilerleyeyim ama noktaya gelince durmasını bileyim.’

Uyanır uyanmaz bu iki cümleyi cep telefonuma kaydettim ve rüyayı gördüğüm günün gecesi Kedibiyat’ın giriş cümleleri olarak bu iki cümleyle Kedibiyat’ı yazmaya başladım.

 

Kitaplarınızda incelik duygusu dikkat çekiyor. Bugünün hızlı ve gürültülü dünyasında zarafetin ve edebi nezaketin hala korunabileceğine inanıyor musunuz?

 

Çok teşekkür ederim.

Dünyanın tarihini düşündüğümüzde çok zor şartlar altında incelikli ve zarif bir edebi dil kullanarak yazmayı başaran nice yazarlar var.

Kelimeler dünyanın zorluklarından bağımsız olarak zarif veya kaba, incelikli, duyarlı ya da duyarsız, vurdumduymaz olaylara, karakterlere, konulara, kurgulara hayat verebilirler.

 

Okurlarınız kitaplarınızı bitirdikten sonra sizce yanlarında neyi götürsünler istersiniz? Bir olay örgüsünü mü, bir karakteri mi, yoksa değişmiş bir bakışı mı?

 

Okuma sevdasını…

 

Henüz yazmadığınız ama zihninizde uzun zamandır dolaşan bir kitap var mı? Sizi bugünlerde en çok çağıran konu hangisi?

 

Okurlarla buluşmayı bekleyen öykülerim dışında beni çok heyecanlandıran ve yazmak için doğru zamanın gelmesini beklediğim bir konu var.

Ancak bu kez farklı bir alanda olacak. Ruhsal, spiritüel türde bütüne hayrı olacak bir kitap fikrim var.

 

Son soru, doğum günü geleneği olsun.

Güneşi, yazı ve temmuzu yalnızca birkaç cümleyle yeniden tarif etmenizi istesek; hiçbir klişeye yaslanmadan, sadece Ayşım Okudan’ın diliyle… Nasıl bir cümle kurardınız?

Güneş sizin için nedir?

Yaz nedir?

Temmuz nedir?

 

Güneş şifa.

Yaz mutluluk, huzur.

Temmuz bu bedende ilk var olduğum ay.




Kedibiyat
TRY 200.00
Satın Al


Öykü Var Okursan
TRY 250.00TRY 150.00
Satın Al


 

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page