top of page

Gardenia Çiçeği: İdris Kenç’ten Bir Ömür Hatırı Kalan Öyküler…



İdris Kenç, Kafekültür Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabı Gardenia Çiçeği ile okurun karşısına çıktı. Sadakatin başrolde olduğu, yaralı kalplerin, ayrılıkların ve kavuşmaların bitimsiz hikâyelerini dile getirdiği Gardenia Çiçeği, Kenç’in ilk kitabı olsa da ben onun üretimlerini uzun yıllardır takip ediyorum. Ağrı’dan başlayıp, İstanbul, Rusya oradan da Avusturalya’ya uzanan hayat yolculuğunda, bavulunda hikâyelerini de taşıdı. Gelin şimdi kitaba biraz yakından bakalım. Gardenia Çiçeği’ni içimize çekip, İdris Kenç’i daha yakından tanıyalım.


Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Kimdir İdris Kenç?


Elbette, 1977 Ağrı doğumluyum. Evliyim, biri kız olmak üzere iki çocuğum var. İktisat eğitimi aldım ama edebiyatı hep sevdim. Ne de olsa sevginin rakamsal bir ağırlığı yok. O yüzden güzeli ve güzelliği tarif etmenin en iyi yolunun dilden yani kelimelerden geçtiğini çok erken keşfettiğimden, ortaokuldan beri yazıyorum. Uzun kış gecelerinde anlatılan masallarla beslendim. Bir de fakir bir ailede büyüdüğümden ulaşamadığımız bir sürü şeyin hayaline sarılırdık. Statümüzden ötürü sevdalandığımıza bile ancak hayalimizde kavuşurduk. Bu da beni hayal kurarak istek ve arzularımı kâğıda dökmeye yönlendirdi. Kaybetmelerle başladı yürek yaralarım. Bu beni hayata sırt dönmekten ziyade daha da sarılmaya teşvik etti. Ağrı, Trabzon, İzmir, İstanbul, Rusya ve şimdiki durağım olan Avusturalya gibi yerlere savrularak büyürken, bunlar kaleme aldığım tüm yazılarımda yaratıcılığımı geliştirirken farklı açılardan bakmayı öğretti. Böylelikle bir sonraki adıma olan tutkumu hep diri tuttu. Şu anda Avusturalya da bir kafe işletmekteyim. Her gün farklı yaş ve kültürde insanla etkileşim içindeyim ve bu beni yazma alanında iyi besliyor. Yazmaya ilk adımımı üniversite portalında ve gençlik dergisinde adım attım. Ürettiğim içeriklere dair olumlu dönüşler beni memnun edince de yazmayı keyifle sürdürdüm. Yazmanın bu hayatta bırakılabilecek en iyi miras olduğuna inanıyorum ve bunu da gerçekleştirme çabasındayım.

On bir öyküden oluşan kitabınızda kimi zaman hüzünlendim, kimi zaman gülümsedim. Ama her birini çok sıcak, cana yakın buldum. Bize Gardenia Çiçeği sizin için nasıl kokuyor anlatır mısınız?

Gardenia Çiçeği aslında ben kokuyor. İçimi kemiren her ne varsa: Hayal kırıklıklarım, yaşanması mümkünken yaşanmayanlar, söyleyemediklerim, tüm bunların kokusudur Gardenia Çiçeği. Yani kendimi bu kitabın kollarına atarak asıl kendimi tedavi ettim. Dünyanın en iyi kokusuna sahip bir Gardenia Çiçeği'nden kendime, beni iyi eden bir parfüm yarattım. Sonra kendisinden bir şeyler bulanlarda bundan faydalandı. Beni en çok mutlu edense her sözümün sahibini bulması oldu. Okuyanlardan aldığım geri dönüşlerden anladığım kadarıyla herkesin yarası aynı yerdenmiş. Gardenia Çiçeği bazıları için okyanus ötesi bir umuttur.

“Saatlerce iğne ile kuyu kazır gibi yaralarımızı deştik, irin tutan kalplerimize yeni sözcüklerle derman olmaya çabaladık gün ışıyıncaya dek.” Diyorsunuz Datça'da İki Yaralı Kalp öykünüzde.

"Yara bere aldıkça geçmiş hep senin bir parçan olacak demiştim. Sen düşündükçe kalbin değil ama beynin oyunlar oynayacak, bazen hiç olmamış şeylere dair tamamen yanlış hatıralar bile icat edeceksin," diyorsunuz Bir Yunan Adası Hikâyesi’nde.

“İç dünyalarına yolculuk yapmaya karar verdiler. Yaralarını iyileştirmek adına,” diyorsunuz Çocukluk Aşkı öykünüzde.

Karakterleriniz çoğunlukla yaralı. Onların iyileşmesi için elinizden geleni yapmışsınız. Sizce iyileşiyorlar mı?


Bundan sonraki öykülerim kurmaca olabilir ama bu ilk kitap kesinlikle yaşanmışlıklarımdan kopup gelenler. Bu tamamen benle alakalı olduğu anlamına gelmiyor. Tanıdıklarım var bunun içinde. Hayır hiçbiri tedavi olmuyor, çünkü kaybedenler tedavi olamazlar. Ben sadece yüzleştirmeye, geçmişle barışarak yeni bir yol açıyorum. Bu yolda acılar bitmez, ama o acıları katlanılabilecek bir hale getiriyorum. Çocukluk aşkı öyküsündeki Kerem Şehrazat'a kavuşmuyor. Günün birinde onunla yüzleşiyor sadece. Yunan Adası öyküsünde Arya pişman oluyor ve yaptıklarıyla yüzleşerek yol alıyor. Aslında iyileşmeden birbirleriyle yüzleşiyorlar.



Mutlu sonlar aradım aslında aşk hikâyelerinizin sonunda. Kavuşmalar okudum. Ama hepsi sadece kendine kavuşma gibi geldi bana. Öyle mi?


Evet tüm kahramanlarım kendilerine kavuşuyorlar. Aksi durum söz konusu olamazdı benim için. Şimdi gençliğinde ya da çocukluğunda âşık olmuş ve bir şekilde birlikte olmamışsın. Yıllar sonra farklı koşullar altında yolunuz kesişmiş. Hâlâ aynı heyecanı isteği duyuyor olsanız bile kavuşmak mümkün olmuyor ne yazık ki, ama ifade etseniz, ya da haykırsanız yüzüne, işte o an olayın kahramanı kendisine kavuşmuş oluyor. Bu da bana göre bastırılmış duyguyu azat etmektir. Hafifleyerek yol alırsın. Küf tutmuş her ne varsa kendi mecrasına akmış olur.


“Yarınlara dair umut ve geçmişin küf tutmuş duygularına derman,” olarak gördüğünüzü dile getirmişsiniz yazma eylemini. Biraz bu duygunuzu açar mısınız?


Özgürleşme, hafifleme: duygu yaralarını yüreğinin, beynin arşivine atarak yol alıyor insanoğlu. Kimileri kin tutar, öç alır ki bu bir hastalıktır, kimileri de onları sahibine bir şekliyle ulaştırarak azat eder ve kurtulur. Kurtulma anına kadar ne yazık ki bir şekliyle küflü haliyle bizimledirler. Ben kendi yaralarımı ki bu aşk, eksik kalma, maddi yoksunluk, kimliğinden dolayı ötekileştirilme adına ben de her ne varsa küflü olan, yazarak azat ettim hepsini. Bir de yarınlara dair, insanlık adına, çocuklarım ve ailem için her ne hayal ediyorsam umudu katarak yazıyorum.

“Her sabah keyifle kahve çekirdeklerini öğütüyorum. Müşterilere sunmadan önce bir kaç tane demleyip içiyorum ki doğru kıvamı yakalayayım diye. Bir gün yaşlı bir çift ‘Burada kendi evimizin bahçesindeymişiz gibi bir hisle oturuyoruz’ demişlerdi. Kafem ismi gibi tam bir ev ortamı kıvamındadır. Bu, The House Caffe'ye adım attıkları andan itibaren herkesin hissettiği bir duygu halidir.”


İstanbul’dayken mali müşavirlik mesleğini icra ettiğinizi biliyorum. Şimdi size bir matematik sorusu geliyor. Kırk yıl hatırı varmış bir fincan kahvenin. Bir öykünün kaç yıl hatırı vardır?


“Söz uçar yazı kalır” klişe olmuştur ama çok değerlidir benim için, ben yazdıktan sonra bir ömür hatırı kalır öykünün.


Peki sırada neler var? Yeni projelerinizden söz etmek ister misiniz?


-Datça yerelde yayınlanan daha çok genç 2 yıllık bir gazetede düzenli olarak köşe yazıyorum. Siyasetten uzak, kendimce bazen öngörülerimi, hayallerimi bazen de insan ilişkilerine dair yazıyorum. Bunları yerelden alıp ulusal, kimbilir belki de uluslararasına taşırım kitaplaştırarak. Yazmak bir yolculuktur bu yüzden imkânlarım elverdiğince bu yolu yürümek istiyorum. Çocuklarıma ve geleceğe bir sürü öykü ve düşün-deneme kitapları bırakmak istiyorum.


Gardenia Çiçeği okurlarına son olarak ne söylemek istersiniz?


Tecrübeyle sabittir bende. Bize uymayan istek ve durumlar karşısında “ret ve hayır” kullanmayı uygulasınlar ve hiç bir duygularını sonradan yazmaya gerek duymadan yaşasınlar. Ne yazık ki hayat kısa. Hiçbir şeyi imkanlar dahilinde ertelemesinler. Ertelemek çok ağır bir yük, sonradan hiç hafiflemeyen.


İdris Kenç, öykülerini de kahveleri gibi gönlünde demleyip, okuyucusuna sunuyor. Okurken damağınızda keyifli bir tat, hafızanızda sıcak bir ev kalsın diye. Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ediyorum.


Asıl ben size teşekkür ederim, bana kendimi ve kitabımı anlatma şansı tanıdığınız için.


12 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page