CİHAN AYDIN ile Beyaz-Sessiz Söyleşi
- Kafekültür Yayıncılık
- 8 Şub
- 3 dakikada okunur
Bu söyleşi, Beyaz Sessizlik’in şiirsel dünyasını, kitabın oluşum sürecini ve şairin iç yolculuğunu anlamaya yönelik bir okuma alanı açıyor. Sorular, şiirin beslendiği duyguları, kırılma anlarını, suskunlukları ve arayışları görünür kılıyor. Sevgi, özlem, yabancılık ve dilin sınırları etrafında şekillenen bu konuşma, şiirin şair için neye karşılık geldiğini, hangi ihtiyaçtan doğduğunu ve nasıl bir ses kazandığını ortaya koyuyor.

Klasik ama kaçınılmaz bir yerden başlayalım. Kendinizden bahseder misiniz? Bugüne kadar sizi şiire getiren kişisel duraklar, kırılmalar ve suskunluklar nelerdir?
Duygularımı anlatırken bir armoni yaratmaya çalıştım. Düz nesire ritim getirmek, kulağa daha hoş gelir diye düşündüm. Kırılganlıklarım, neşelerim hep bir özlem, sitem ve arayış içinde idi. Lisede başladığım bu yolculukta kendimi kendime anlatma çabasıydı. Suskunluğumun bittiği yerdi şiir; hayata tutunma ve anlatma biçimi oldu benim için. Sözcüklerin konuşması, durakladığım zamanlardı.
Kitaba adını veren şiirde, “Beyazlıklarda seyrettik birlikte uçuşan kuş sürülerini, şaşkın ve hayretle bakan sende çok uzaklardaydın, yanımdayken bile” diyorsunuz. Bu beyaz sessizlik, şiirler boyunca sizin için bir sığınak mıydı? Yoksa yüzleşmek zorunda kaldığınız bir alan mı?
Beyaz sessizlik, saflıkla duygusallığı birleştirip bazen gerçeklerden kaçma biçimim. Gördüklerimizi, paylaştıklarımızı yanımızdakiler yapamaz ya da yapmak istemez. Aynı çerçeveden bakamayız. Çok kalabalıkta yalnız hissedebiliriz. Ben anları bütünleştirmek istedim. Varken yok olan kimlikler, duygusal boşluğumu dolduramadılar. Gerçekler her zaman üzdü beni. Evet, beyaz sessizlik benim için sığındığım bir limandı.

“Unutturamıyor” şiirinde, “Sözler, cümleler, tüm konuşmalar, yazılar yetersiz...” dizesiyle dilin sınırına geliyorsunuz. Bir şair için dilin yetmediğini kabul etmek ne anlama geliyor; şiir burada hala bir anlatma biçimi mi, yoksa suskunluğu kayıt altına alma yolu mu?
Duygularım o kadar yoğun ki sözcükler, o anki durumu anlatmada zorluk çekiyor. Gökyüzünde bulut oluyor harfler, uçuşuyor. Suskunluğum usumda yeniden canlanıyor, gönüllerde yer buluyor.
“Artık sevmiyorum seni” dizesi kitapta tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Buna rağmen şiir öznesinin hala sevginin çevresinde dolaştığını hissediyoruz. Siz bu cümleyi yazarken gerçekten bir son mu kuruyordunuz, yoksa kendini ikna etmeye çalışan bir ses mi vardı?
Hissettiklerim, kırılmanın son noktası olduğu ya da yok oluşu simgelediği için kendimi kandırma yöntemi. Bağıran sessizliğim çığ gibi büyüyor benliğimde. Evet, uzaktan bir ses ikna etmeye çalışıyor beni.
“Hani neredesin sendeki ben?” sorusu, yalnızca bir sevgiliye değil, geçmişte kalmış bir benliğe de yöneliyor gibi. Bu kitapta kaybedilen şey daha çok bir kişi mi, sizden uzaklaşan bir ben mi?
Kaybolan bir kişinin ardından tutulan yas gibi. Yok oluşlara isyan edip serzenişte bulunmak, kendimi sorgulamak, bazen de yargılamak. Geçmişteki benle aynı paralelde hissetmemek. Hep arayışta olmak.
“Uzak Bir Şehir Paris” şiirinde, “Kalabalıkta insanlar yoklar çünkü anlayamıyorum dillerini” diyorsunuz. Göç, başka bir dilde yaşamak ve yabancılık hissi, Beyaz Sessizlik’in duygusal iklimini nasıl etkiledi?
Yeni başlangıçlar hayatı olumsuz ve olumlu yönde etkileyebilir. Kendi isteğimle geldiğim Paris’te bir süre yabancılık çektim. Dili biraz öğrenince bu duygu azaldı. Değişik bir kültürle karşılaşmak önce şok etkisi yaptı, sonra kabullendim. Beyaz Sessizlik’te saflık, arayış, hayaller birden duvara çarptı. Sonra iyi tarafları görmeye başladım. Başka bir kültürle karşılaşıp dillerini bilmiyorsanız, bir adada yalnız kalmak gibi bir şey. Karmaşayı kendi içimde çözüp yeni başlangıçlara yelken açtım. Hayat, iniş ve çıkışlarıyla sürüp gidiyor hala. Ama özlem hep var. Umarım deneyimlerim mutlulukla kucaklaşıp çoğalır.
Şiirlerde sevgi çoğu zaman umutla birlikte anılsa da aynı ölçüde yıpratıcı bir deneyim olarak da karşımıza çıkıyor. Sizce bu kitapta sevgi, insanı onaran mı, yoksa eksilten bir güç mü?
Sevgi benim vazgeçilmezim. Salt bir sevgiliye değil; doğaya, çocuklara, hayvanlara, bir böceğe bile sevgi duyabiliriz. Umut, sevginin tetikleyicisi. Kaybettiğiniz zaman yok olursunuz. Deneyimlerimizden kendimizce dersler çıkarırız. Çoğunlukla sevgi bizi yüceltir, onarır. İstemediğimiz sonuçla karşılaşınca zaman zaman gücümüz eksilir. Bu gücü çokgen yapmak elimizde. Var olmanın ölçüsü değil mi sevgi?
Beyaz Sessizlik yayımlanan ilk kitabınız. Bu kitap sizin için bir başlangıç mı, yoksa uzun süredir içinizde süren bir konuşmanın artık sesli hale gelmesi mi?
Başlangıçları severim. Sonra devamı gelir çünkü. Yıllardır hep konuşurum, sessizce. Zaman zaman kagıda dökerim içimdekileri. Sevinçliyim kitaba dönüştüğü için. Sesim yankılanır, duyulursa eğer, hayalleri gerçeğe dönüştürenlerle beraber.




Yorumlar