top of page

Aysun Şenocak Demircan ile Söyleşi



 

Öncelikle, yeni kitaplarınızı kutluyoruz Aysun Hanım. İlk ne zaman yazma ve yazar olma hissini duydunuz paylaşır mısınız?

 

Çok teşekkür ederim. Klasik olacak belki ancak ilkokul yıllarında yazılmış bir kaç şiirim oldu. Sonrasında lise yıllarımda, akrostiş tarzında şiirler yazdım. Doksanlı yılların başında daha ağırlıklı şiir yazmaya başladım. Çalıştığım kurumda memur arkadaşın daktilosuna oturur yazarlık provası yapardım.  Zamanla ekmek kadar su kadar elzem oldu yazmak bende. Kimi zaman yaralarımı sağaltmak için yazdım. Kimi zaman isyan ettim, yazdım.  Ben çığlık atmayı beceremem. O nedenle kelimeler benim çığlığım oldu.

 

GÜVERCİNLİ YARA şiir kitabınız okuruyla uzun bir ilişkiye kararlı görünüyor ki yeni basımına ulaştı. Tebrikler. Bu eseri okuduğumuzda sanki ilk kitaplarınızdan değil de ileriden gelen bir kitapmış gibi şiirsel duyuş ve meseleleriyle oturaklı bir çalışma olduğu gözlemleniyor, siz ne düşünüyorsunuz?

 

“Güvercinli  Yara” benim ikinci şiir kitabım. İlk kitabım “Yalnızlıktan Sana Kaçtığımda” 2006 yılında yayınlandı. O kitabımı hep prematüre bir bebek gibi düşündüm. Edebi kaygı taşımadan, içimden geldiği gibi… Avazım çıktığı kadar yazdım.  Ama o dönemde buna ihtiyacım vardı sanırım. O nedenle benim  için çok anlamlıydı. İlk göz ağrım.

Epey aradan sonra geldi “Güvercinli Yara”. Şiirlerim de ben de bu süreç içinde biraz olgunlaştık sanırım. 😊

 

Sormayı unutmadık. Aysun Şenocak Demircan kimdir, biraz bize otobiyografinizden ve yazarlık geçmişinizden söz eder misiniz okurlarımız için?

 

1968 Denizli doğumluyum. Esas memleketim Afyonkarahisar’ın Dazkırı ilçesi. İlk ve ortaokulu memleketimde bitirdikten sonra İstanbul Validebağ Sağlık Meslek Lisesi’ne gittim. O dönemlerde yatılı okullar önemliydi. Kısa yoldan meslek sahibi oluyorduk. Hayatımın ilk iyikisi diyebilirim. 1986 yılında hemşire olarak mezun oldum. Batman/Kozluk Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ve Denizli İşitme Engelliler Okulu’nda olmak üzere yedi yıl hemşire olarak çalıştım.

Sonrasında Konya Sağlık Eğitim Enstitüsü’ne giderek öğretmen oldum. On dört yıl Karabük Sağlık Meslek Lisesi’nde, on iki yılda Burhaniye Atatürk Sağlık Meslek Lisesi’nde meslek dersi öğretmeni olarak çalıştım.

Öğretmenliğim sürecinde derse başlamadan önce sınıfta ya şiir okurdum ya da bir öykü. İlk kez dersine girdiğim sınıfta, öğrencilerden sırayla, bildikleri bir şairi söylemelerini isterdim. Şiir yazan varsa getirirdi. Sınıfta paylaşırdık, sonra birlikte değerlendirirdik. Hala öğrencilerim beni okuduğum şiirlerle ve öykülerle hatırlıyorlar. Onlara ulaşmanın ilk basamağıydı bende şiir ve öykü.

Ve 2022 yılında çok sevdiğim mesleğimden fiili olarak ayrıldım. Emekli oldum demiyorum. Zira öğretmenlikten asla emekli olunmuyor. Ki bunu çok seviyorum zaten.

Yeni şeyler öğrenmeyi, farklı şeyler deneyimlemeyi seviyorum. Pek çok kurs bitirdim.

2010 yılından beri Burhaniye ‘de yaşıyorum. 2011 yılında yolum Burhaniye Belediyesi Kent Tiyatrosu ile kesişti. Dört yıl kadar tiyatro ile aktif olarak ilgilendim. Ve tiyatro sayesinde eşimle tanıştım.

Sendikal faaliyetlerde ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü etkinlik ve faaliyetlerde bulundum. Halk eğitim kurslarında da kurs öğretmenliği yaptım.

Gözlem yapmayı seviyorum. O nedenle yaşam yolculuğumda gördüklerim, yaşadıklarım, dinlediklerim, tanıklıklarım yazma serüvenimi oluşturdu. Şiirle başlayan yazın yolculuğuma deneme ve öyküler de katıldı.

 

Yeni kitabınıza gelmeden önce Güvercinli Yara ile ve Yüzünü Unutmuşsun Bende deneyiminiz çerçevesinde edebiyat dünyası üzerine ilk veya varsa önceki deneyimleriniz, görüşleriniz neler oldu?

 

Edebiyat dünyası da yaşamın her alanında olduğu gibi daha çok erkek egemen bir dünya. Özellikle şiir alanında çok fazla kadın şaire rastlamıyoruz. Son dönemde kadınlar edebiyat dünyasında daha çok yer almaya başladı. Özellikle öykü ve roman alanında kendilerini ortaya koyuyor. Bu sevindirici bir durum. 

 

Ve Yüzünü Unutmuşsun Bende kitabınızda sıra. Genel geçer tarz olarak edebiyatta ilkin bir yazarın aynı türde en azından bir süreliğine ortaya çıktıktan sonra başka türlere de “göz gezdirdiği” olur ve bunun dışında siz ikinci kitabınızın türünü öykü olarak kararlaştırdınız. Neden öykü?

 

Şiiri bıraktım öyküye başladım diye bir durum yok. İkisi de birbirinin içinde zaten bana göre. Zaten her şiirin bir öyküsü yok mudur? Öte yandan, aceleci ve sıkılgan bir yönüm var. Bir öykü aralığı kadar toplayabiliyorum dikkatimi.  O yüzden roman yazmak bana göre değil diye düşünüyorum ancak bir çılgınlık yapıp bir gün roman da yazabilirim. Kim bilir? 😊Hayat bu.

 

Yüzünü Unutmuşsun Bende kitabınız önemli bir gözlem katkısına da sahip: Öner Yağcı. Bildiğimiz kadarıyla editörlüğünün yanı sıra arka kapak yazısı için de bu değerli yazarımızın katkısını almış kitabınız. Bu ortak çalışma nasıl gerçekleşti ve anlamı nedir sizin için?

 

Öner Yağcı’nın burada oturduğunu, tanıdığım olan sıkı bir hayranından öğrenmiştim. Öyle ki özel olarak kitaplarını imzalatmak için Safranbolu’dan geldi. O vesileyle tanıştık.  Kitabımın dosya halini gönderip, “bu çocuk okur mu sence?” dediğimde, beğendiğine dair verdiği geri bildirimdi bana cesaret veren ve motive eden. Kendisi hem dosyayı okumuş hem de düzeltmeleri yaparak geri göndermişti.

Arka kapak yazısını yazmakla da büyük bir incelik gösterdi. Sizin aracılığınız ile kendisine bir kere daha çok teşekkür ediyorum.

 

Bundan sonraki çalışma ve projeleriniz varsa neler öğrenebilir miyiz?

 

Elbette. Üzerinde çalıştığım bir projem var. Aşkla yaptığım öğretmenliğimle ilgili üzerinde çalıştığım bir dosyam var.

aysunsenocak@blogspot.com adresimde deneme yazılarımı paylaşıyorum. Onu aktif hale getirmeyi planlıyorum.

 

Çok teşekkür ederim. Emeğinize sağlık.






52 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


bottom of page