top of page

“20 Yıl Sonra” Şimdi Bir Feminist Anlatı




Roman, öykü ve deneme kitaplarından tanıdığımız İzmirli Sefarad yazar Raşel Rakella Asal’ın ilk kitaplarından olan HER ŞEY BİR ESKİ ZAMAN DÜŞÜNDE ŞİMDİ yirmi yılın ardından yeniden yayımlandı.

Sevgili Rakella, Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi yeniden yayımlandı. Öncelikle duygularını öğrenebilir miyim?


Bir yazar olarak okura sunulmuş bir eserin tekrar bir baskısının yapılmış olması kadar sevindirici ne olabilir ki! Hele yazarlık serüvenimin ilk kitapları arasında yer alan bu eserin yirmi yıl sonra tekrar baskısını görmek bu sevincimi daha da artırıyor.

Kitabın “Ana Tanrıça” anneannen saygıdeğer Raşel Sabanoğlu için unutulmaz bir edebiyat çalışması. “Anlatı” türünün de bence en iyi örneklerinden. Bunun, kendi tanıklığının daha çok çocukluk ve ilk gençlik dönemlerine denk gelmesiyle ilgisi var mı?

Ben anneannemin anılarını kaleme almayı hiç düşünmemiştim. Ta ki, Ankara’da UMAG’da yaratıcı yazarlık seminerlerine katıldığım senelerde seminer hocamız değerli yazar Mehmet Eroğlu’nun “bir karakter nasıl yaratılır” üzerine bize verdiği ev ödevi karşıma gelene kadar. O günler yazın konusunda acemiliğimle bu konuyu ele almaya çalıştım. Ayrıca verilen ödev konusu hem karakteri tanıtmamızı hem de tanıtacağımız karakterin hayatımızdaki etkisinden de söz edecekti. Anneannem en uygun kişiydi. Ve yazmaya koyuldum. Anılar birbirini takip etti, tahmin etmediğim yoğunlukta bir anlatı ortaya çıktı. Hatta Mehmet Eroğlu o kadar etkilenmişti ki, sınıfta bazı bölümleri okuyarak kursiyerlerle paylaştı.


UMAG’daki eğitim programım sırasında iki kitabımın da ön çalışmalarını yapmış, her iki dosya da yayınevine sunulmak üzere bekler durumdaydı. İki kitap çalışmam olduğu halde o cesareti bulup yayınevine müracaatta bulunmamıştım. Daha zaman tanıyordum kendime.


Ankara’daki eğitimimi tamamladıktan sonra eve döndüğümde edebiyat alanında yaptığım çalışmalarıma devam ediyordum. Hiç beklemediğim bir an, bir bahar temizliği yaparken, çekmecelerimi, dolaplarımı gözden geçirirken karşıma anneannemin günlüğü çıktı. Evlendiğimde anneannemle aynı evi paylaştık. Onun vefatıyla onun eşyaları da bana miras kaldı. Onun günlüğünün evde bir çekmecede saklı kalması gayet doğaldı. Evet, onun el yazısı ile Fransızca olarak kaleme almış olduğu bu günlük benim için değerliydi. Ve otuz kusur yıl onu korumuştum. Hayat insana hiç beklemediği anda kapılar açıyor. İşte bu günlüğün karşıma çıkmasıyla Mehmet Eroğlu’nun bir karakter yaratmak ödevinde ele aldığım anlatıyı geliştirme fikri doğmuş oldu.


Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi, bu baskısında geniş bir ilgi gördü sanırım yeni bir baskı kapıda mutlaka. Bir yandan yazarın, kendisini de içine alan aile-biyografik metinlerde kendini arayışı, kendisini her ne kadar saklamaya çalışsa da okurun daha çok ilgisini çekiyor bu uğraş; bunu en azından kendi okumam için söyleyebilirim. Bu konuda neler söylersin?


Simone de Beauvoir, İkinci Cins adlı kitabında yer alan “kadın doğulmaz, olunur” sözünü, toplumun kadınları nasıl şekillendirdiğini vurgulamak için kullanmıştır. O, kadınların, kendilerini yeniden tanımlamasının önemine vurgu yapmıştır. Kadın üzerine kurulmuş olan baskı düzeninin ve eril boyunduruğunun aşılmasını, kadınla erkeğin eşit kişiler olarak özgürce yaşamasının savaşını vermiş, kadınlık durumuyla ilgili kalıp yargıları yıkmaya çalışmıştır. Kadınlar, bundan böyle yazgılarına boyun eğmeyecek, ev, çocuk doğurmak ve ev işlerinden oluşan yaşam döngülerini değiştirecektir.

Beauvoir’ın izinden giden çağdaş Fransız felsefeci ve edebiyat kuramcısı Julia Kristeva da “biz kadın doğarız, ama ben kadın olurum” diyerek kadın kimliğinin yeniden kurulması gerektiğinin altını çizmiştir. Bu görüşe göre kadın, geleneksel bağlamda bir nesne değildir. Kadın kendini bu eril bakıştan kurtarmalı özgür kadın kimliğini inşa etmeli, kadınlığını ret etmesini isteyen ve onun kadın varlığını sakatlayan bu bakışa karşı çıkmalıdır. Erkek kadın eşitsizliğini giderme savaşımında eşitlik her alanda olduğu gibi cinsel yaşamda da gerçekleşmelidir.


Kuşkusuz kurmaca evreninin en önemli kurucu öğelerinden birisi anlatıcı-kişinin kimlik sorunudur. Kimi yazarlar anlatılarında kendilerini görünür kılarlar ve özöyküsel (fr. autodiégétique) anlatılarında anlatıcıkişi (fr. narrateur-personnage) olarak yaşamlarından kesitler sunarlar okura.


Okur da, anlatıda hemen yazardan izleri ayrımsar ve onun serüvenine eşlik etmenin tadına varır. Ben bu kategoriye ait yazarlardan biriyim. Bütün anlatılarımda yaşamımdan bir kesit bulabilirsiniz. Gerek romanlarım, gerek öykülerim kendi yaşamımla örtüşen birçok öğe ile örülüdür ve yapıtlarımın bütünü az ya da çok özyaşamımdan izler taşır.

Bunları niçin dile getirdim. Çünkü Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi’de iki metin birbirine dolanır bir şekilde birbirinden bağımsız ilerler. İlk anlatı anneannenin günlüğü ve onun yaşamından kesitlere yer verirken, paralel bir anlatıda anlatıcı-yazarın hayali bir sevgiliye yazdığı mektuplar yer alır. İşte bu bağlamda Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi’yi feminist yazın kategorisine sokan bu sevgiliye yazılan mektuplar oluşturur.

Bu bağlamda 2022’de Nobel ödülü alan Annie Ernaux’nun ayrıcalıklı bir yazar olarak ortaya çıktığından söz etmek isterim. Yazar Yalın Tutku adlı anlatısında bir kadın olarak karşı cins ile yaşadığı tutkulu bir ilişkiyi tüm açıklığıyla öyküleştirmiş, Fransız yazın tarihi açısından kadın yazınında önemli bir kilit taşıdır. Yazarlık serüvenine kadın hakları tartışmalarının sürüp gittiği yirminci yüzyılın ikinci yarısında başlayan Annie Ernaux Yalın Tutku eserini 1970’lerde yazdı. Yaşamı boyunca kadının özgürleşmesi için çaba harcadı. Onun yazını yirminci yüzyıl Fransız toplumu içinde bir örnek oluşturdu.


Onu takip eden yazarlar arasında Helene Cixous, Julia Kristeva gibi yazarlar bedenlerini anlatılarına taşıyarak ağır cinsellik içeren romanlar yazdılar. Bu feminist görüşlü kadın yazarlar, baskıcı ataerkil toplumsal yapıya karşı koymak için cinsel yaşamlarını özgürce anlatıya taşıyarak topluma eleştirel bir yaklaşım sergilemiş oldular. Amaç toplumsal olarak yasak kabul edilen kadın cinselliğini tartışmaya açmaktı.


Yukarıda anlattığım feminist bakış açısıyla Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi ne yazık ki değerlendirilmedi. Oysa ben anlatıya bu açıdan da bakılmış olmasını bekledim. Annie Ernaux’dan günümüze elbet çok şey değişti, ama kadın cinselliğine dair eril bakış açısı çok değişmedi toplumumuzda.


Kitapta o kadar çok altı çizilecek ve durup yeniden okunacak bölüm ve cümleler var ki… Bu aynı zamanda yazarının içindeki çalkantılar, duygu ve heyecan gelgitleri de demek değil mi?


Çok doğru bir tespit bu. Belleğimiz içimize biriktirdiğimiz o kadar duygularla yüklü ki! Zaman geliyor dışa vurmamaya özen gösteriyoruz. Duyguların dışavurumunu bir zayıflık olarak algılıyoruz. Yazında benim kılavuzum duygularım olmuştur. Bu duyguları yazıya dökmekle kendi yaşamımın sırlarını açığa çıkarmak değil, yaşanmış olan bu durumun evrensel olduğunu vurgulamak için kullanıyorum. Annie Enaux’nun 2022 Nobel ödülü konuşmasındaki şu sözlerine değinmek istiyorum: Aşkın, acının ve yasın, utancın evrensel olmadığını kim söyleyebilir?”


Sefarad Kültürü içinde Cecile romanından başka Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi için bu eserinin konumlandırılması ve değerlendirilmesi olarak yorumların neler olabilir?


Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi’de kendi aile tarihime kayıt düşerken doğup büyüdüğüm Sefarad kültürünün bazı geleneklerine yer verdim. Cecile ise Varşova gettosu yaşamı üzerine kurguladığım bir roman. Her iki eserin odağında Yahudi tarihi ve kültürü yer alıyor ve ilginç olan da her iki eserin günlüklerden yararlanılarak kurgulanmış olması. Bir bakıma bu şekilde günlük tutmanın önemi de ortaya çıkmış oluyor.


Sanat, her şeyden önce bir etkileşim. Ve bütün ilişkilerimizde etkileşim önemli. Bizzat Varşova gettosunu ziyaret etmemle başladı Cecile romanım. O gezide Holokost’a mağdur kalan insanların yaşadığı acıları kendim yaşamış gibi hissettim. Yaşasak da yaşamasak da içimize kazınmış, bizi derinlemesine inciten bu Holokost sürecini küllerinden görmek benim için müthiş bir deneyimdi. Çok iyi bir rehberimiz vardı. Bir Holokost kurtulanı. Onun da çok payı var. O beş günü çok yoğun yaşadım. Zaten her olduğum yerde (bir gezi, bir seminer) muhakkak not alırım. Orada başlamıştım karalamaya. Ancak orada olayı yaşadıktan sonra müthiş bir ilgi doğdu içimde.


Şunu gördüm çünkü orada: Yahudi kültürünün birleştirici bir yanı var, eğitime, sanata verdikleri önem var. Ele aldığım Varşova gettosunda yaşayan insanlar o zor şartlarda evlerini dershaneye çevirdiler, tiyatrolarını da yaptılar, müzik de yaptılar. Bir şekilde her koşulda ileriye dönük olarak yaşamı idame etmeye çalıştılar. Hayat bu! Arada, evet, kötü bir şeyler yaşanıyor ama bu böyle devam etmeyecek. Bizim çocuklarımıza vereceğimiz bir gelecek var. Biz bu geleceği çocuklarımıza vermeliyiz. Holokost üzerinden bu noktaya odaklanmak istedim. Oradaki insanların bilinçli olması, o gettoda yaşayan insanların ve tarihçi Emanuel Ringelblum’un onları organize edip “Bugünler çok önemli, günlükler yazacaksınız” demesi müthiş bir şey.


Okuru ve tüm uzmanları ilgilileri bilgilendirmek bakımından anneannen Raşel Sabanoğlu’nun hatıratı ve hatırası için bu eserin dışında tamamlayıcı ve bütünleyici hangi kaynaklar, çalışmalar ve eserleri sayabiliriz?


Yahudiler bugün dünyada mevcut, en eski ve en köklü tarihe ve kültüre sahip ender topluluklardan biri. Dolayısıyla bu kültür üzerine çalışmalar da çok geniş bir alanı kapsıyor. Türkiye Yahudileri üzerine Libra Kitapçılık ve Gözlem Yayınevi’nin bu kültür üzerine çok sayıda yayınları var.


İzmir’de, dile kolay, 2300 yıllık bir Yahudi geçmişinden söz etmek mümkün. Sara Pardo’nun “Sevgili İzmir Beni Tanı, Dünden Yarına İzmir Yahudileri” , Raşel Meseri ve Aylin Kuryel’in derledikleri “Türkiye'de Yahudi Olmak - Bir Deneyim Sözlüğü,” Prof. Dr. Siren Bora’nın

Anadolu Yahudileri, Çöküşten Yükselişe İzmir Yahudileri, Birinci Juderia: İzmir’in eski Yahudi mahallesi, benim de yazarları arasında yer aldığım İzmir’de Yahudiler- Antik Smyrna’dan Günümüze adlı kitaplar kaynak olarak yararlanılacak eserler.


Sonraki durak ne olacaktır senin için? Senden ne okuyacağız bundan sonraki aşamada?


İzmir Yahudi Kültür Mirası Projesi Koordinatörü Nesim Bencoya İzmirliler üzerine sözlü tarih çalışması yapmamı önerdi. Bu projeyi kız kardeşim Sarit Bonfil’le birlikte üstlendik. Şu an çalışmalarımız sürüyor. Bu çalışmayı kısaca özetlersem İzmir Yahudilerinin son yüzyılına bir bakış diyebilirim.

Halil Gökhan, Mayıs 2023

(VARLIK, Ekim 2023 sayı 1393)





62 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page